TAŞINDIK

ben.. Atıp tutan yok

efendim iki yıldan fazla bir süredir kahrımızı çeken bu sayfamızı sonunda emekli ettik. www.kaangoktas.com yine ana sayfamız olarak devam edecek, o sayfadan alt sayfalara yönlendirileceksiniz. belgesel ve arşivsel niteliği nedeniyle bu sayfamızı burada yedekte tutmaya devam edeceğiz. yeni sitemizin kullanımı ile ilgili bilgiler, yeni günlüğümüzde mevcut.

tadilat var

ben.. Atıp tutan yok

hem evde, hem sitemizde tadilat var.. mutfağım şu an salonda, kap kacak tencere ve bilmemkaç parça yemek takımları arasında zor koşullarda yazıyorum bu yazıyı efem.. hazır elim değmişken, sitede de “bahar tadilatı” yapalım dedik. eski sunucu sorun yaratıyordu, zaman zaman hem sitenin yayını kesiliyordu, hem e-postalara ulaşamıyorduk.. şimdi gündeme alışveriş sitesi ve yeni projeler de gelince sunucuya kökten çözüm farz oldu.. sunucu değiştirdik, dns ayarlarımızı yaptık, dosyalarımızı yeni ftp’ ye yüklüyoruz falan filan… bu sürede cumartesi günü zaman zaman sitenin yayını kesilebilir. giriş yapamazsanız şaşırmayın, biraz bekleyip tekrar deneyin. pazra günü herşey yoluna girmiş olacak inşaallah… sevgiynen efendim.. dosyalar ve mutfak dolapları beni bekler :)

üç yeni kitap, bir kaç yeni fikir

ben.. Atıp tutan yok

işsizlik günleri gayet iyi gidiyor, bugün defne ağacımı, kekik, roka, maydonoz, taze soğan ve ne idüğünü bilmediğim bir başka ot ile inci biber tohumlarımı ektim, kuluçkaya yattım :) domateslerimi, hıyarlarımı, yeşil biberlerimi ve zeytin ağaçlarımı bekliyorum… :) bu arada güllerimin yeni tomurcukları da açıldı, neşem yerinde :) uzun zamandır iş güç nedeniyle mahkeme işlerini de boşalmıştım, en son bana açılan bir davaya, zamanım olmadığı için bir avukat tanıdığımın girmesini rica etmiştim, girmiş ama bir dahaki celseyi bildirmemiş, vekalet sunma süresini geçirmiş falan filan, güzelce bir tazminata mahkum olmuşuz :) adalete karşı boynumuz kıldan ince, bütün gün dilekçe hazırlamak ve temyiz etmekle geçti… bol bol köşe yazısı yazıyorum bu arada.. halkım bana muhalefet görevi verdi :) yeni kitaplar ve projeler var, onları beyinsel kuluçkaya aldım… yayınevimizle, yani ozan yayıncılık ile görüştük. ilk kitabımızın satışlarından gayet memnunuz ama ikincisinin zamanı geldi.. teoride anlaştık, prensip anlaşmasına vardık.. bugün yarın yazmaya oturacağım… ikinci kitabımız için ilk olarak BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL’ i düşünüyorum.. bu sitede de yer alan din konulu makaleler ve ekstra bir kaç yazı olacak içinde… bu arada aylardır zina yazımızı bekleyenlere hem müjde hem kötü haber :) zina yazısı o kadar uzadı, o kadar kapsamlı birh ale geldi ki, makale tanımını aştı. kendisi ayrı bir kitap olacak. onu da BKND ile birlikte aynı zaman aralığında yayınevine göndereceğim. evrim teorisi konusuna da devam etmek istiyorum, özellikle son dönemde Darwin’ in teorisinin tüm dünyada (yıldönümü ve Darwin yılı nedeniyle) sıkça gündeme gelmesi ve özellikle TÜBİTAK olayından sonra konuyla ilgili, islam-evrim ilişkisi ile ilgili bu defa kuransal temelden ziyade, düşünsel ve fikirsel bazda yeni karalamalarım var, onlar ayrı bir kitap haline gelebilir. ve son olarak islamdaki “peygambercilik” konusunda bir çalışma yapacağım. iki de roman projesi var ama onlara çooook var. dört kitap sırada kısacası.. geri sayıma hazır olun :) iki de yeni internet sitesi projesi üzerinde çalışıyoruz, birine az kaldı, diğeri için ise ilham gelmesi gerekiyor, ama fikir süper :) hadi ipucu vereyim, aklınıkullan geri gelecek, ama dehşet bir biçimde :) şimdilik benden bu kadar, sevgiynen efendim :)

otlar kuşlar böcekler

ben.. Atıp tutan yok

aylak kasap billurlarını tartarmış ya, ben de aylak günlerimde kendimi yeşilliğe, ota kuşa böceğe vurdum sevgili okur.. şu ana kadar bitkilerle aram pek bir mesafeliydi.. evimde daha doğrusu elimde bitki yetişmez, hazır yetişmiş bitki de ölürdü… ben ki ne kedileri köpekleri büyütmüş beslemiş adamım… altı üstü bir ot yahu, o mu beni alt edecek? önce kendimi garantiye alayım dedim, yaklaşık 1.5 yıl önce, üç tane, çiçekleri renkli renkli, miniminnacık kaktüs hediye gelmişti.. onlarla pratik yaptım.. e kaktüs dediğin kolay tabi, aylarca su vermedim bana mısın demediler, ışık olsun yeter… sonra bonzai’ ye heves saldım, ı-ıh, olmadı.. hazır saksıda fesleğen aldım, o tuttu bak, bir yaz mevsimi boyunca mutlu mesut yaşadık, sonra kış geldiği için herhalde soldu zavallım… “pencere önü bostanları” denilen yeni moda hede hödölerden aldım, bir kısmı tutmadı, kedi otu olanlar tuttu sadece, onu da kediler yedi, zaten kedilerin yemesine yarıyordu kendileri :) bu defa konserve kutuda hazır tohumlara dadandım, onlardan da bir tane ayçiçeği tohumu hafiften 3-4 cm kadar boynunu uzatmayı başardı, kediler onu da yedi :) tam pes etmiştim ki.. bu olaylar geçmişte oluyor bu arada… işten ayrılıp evde vakit geçirmeye başlayınca yeniden, ot merakım, yeşillik hevesim yeniden alevlendi. önce internetten çam fidesi aldım. evet çam fidesi. fıstık çamı hem de. evde bakmaya kalkışmadım tabi, planım farklıydı, yeni bir proje için ön deneme sadece, bugün ektik kendisini. artık dikili bir ağacım var :) dedemin silivri’ nin cici bir köyündeki cici ve miniminnacık çiftliğinde toprağa verdik çamı, büyüyecek kocaman olacak, altında kitap okuyacağım :) tabi uzun vadeli bir hayal, en az 20 yılı var :) çiftlik demişken, her gittiğimde evi barkı bırakıp oraya yerleşmeye karar veriyorum. bahçesinde envayi çeşit sebze ekili, iki tane şirin köpek, bir miktar tavuk-horoz-civciv ailesi, onların taze yumurtaları, “orgaaanik” kuyu, kuyunun suyu, bir adet yakması-pişirmesi-yemesi accayip zevkli mangal, bol miktarda arı kovanı ve binlerce arı.. şehirden uzak gibi ama aslında yakın gibi süper bir yer.. her gidişimde diyorum, arka tarafa derme çatma bir klube kurayım, elektrik, telefon, internet hiçbir şey istemez, gaz lambası eşliğinde kitap okur, daktiloda yazı yazarım, blog niyetine de sizlere mektup atarım artık herhalde, neyse… tabi fantastik bir hayal ama bakarsınız bir gün “eyttere be” deyip gerçeğe çeviririm, benim işim belli olmaz.. nerede kalmıştık? hah, çamı oraya diktik, geldik. o esnada eve saksı içinde gül fidesi almıştım, uyandım artık işe, tohum almıyorum, fide işine girdim, fide halinde satın alıyorum, en azından azcık da olsa büyümesi garanti :) efendim, gülüm 2 adet çiçek açtı, 5-6 adet de patlamaya hazır tomurcuğum var, gözüm gibi bakıyorum, onlar da açarsa kaptım ben bu işi :) salonun sabahtan itibaren öğleden sonraya kadar cayır cayır güneş alan doğu cephe camı ve doğu cephe balkonu yeşillendirmeye karar verdim. ama herkes, daha doğrusu makul insanlar böyle ev çiçekleri, ev bitkileri falan yetiştirir ya.. beni o kesmez.. bir adet zeytin ağacı fidesi, ki kendileri 200 yıl yaşıyor, sıkıysa elimde solsun, solmaz herhalde, yok canım… ikişer adet hıyar, domates, biber fidesi, kahve ağacı, evet kahve ağacı, osmanlı biberi, bu da dünyanın en acı dördüncü biberiymiş bu arada, kekik tohumu falan sipariş ettim, bir de defne ağacı fidesi.. böyle manyak bir botanik ortam söz konusu.. azimliyim, yetişecek onlar, kendime zeytinli çoban salata yapıp, üstüne kekikli çay içeceğim, kahve de olabilir, defneden de sabun yaparım anasını satayım. biberi de ağzıma süreyim dur, ilk defa alanen böyle bir kelime yazdım çünkü… yeni projeler var sevgili okur, tek tek hayata geçirmeye çalışıyorum, tete beni yüzüstü bıraktı, bir yandan da aslında bildiğim ama epey geri kaldığım php teknolojisine uyum sağlamaya çalışıyorum, yeni projelerin sitelerini kendi ellerimle kodlayacağım çünkü. bir yandan da haldır haldır yazıp, okuyorum. yeni projelerden bugün yarın bahsederim, ama önce gg’ de ufak bir arama yapmam lazım, kuş yuvası istiyorum balkona, hani böyle kimsesiz garip gureba kuşlar gelip yemlenir, su içer falan ya, ondan.. sevgiynen efendim.

gittigidiyor nokta kooooom

kitapkurdu Atıp tutan yok

kitabımızın satış konusuna yeniden el attık.. aslına bakarsanız şu an internette bir çok site kitabımızı gayet cici fiyatlarla satıyor.. özellikle kitapyurdu ve d&r bu konuda çok iyi.. kitabımızı satan internet sitelerinin bir kısmının adresleri burada var..

ancak imzalı satan yok.. aklınıkullan açıkken imzalı satış yapıyorduk ancak o da şu an yeniden yapılanma içerisinde.. aklınıkullan geri gelene kadar, gittigidiyor üzerinden satış yapacağız.. gerçi daha sonra da gittigidiyor’ dan satışa devam etmeyi planlıyorum..

BU LİNKTEN GİTTİGİDİYOR ÜZERİNDEN KİTABIMIZI İMZALI OLARAK SATIN ALABİLİRSİNİZ.

efendim, kitabımız gittigidiyor’ da toplam 6 tl.. istediğiniz kadar alabiliyorsunuz, imzalayıp size gönderiyoruz.. herhangi bir kargo firması ya da ptt ile gönderim yapılabilir, tercih size kalmış.. sadece türkiye değil, dünyanın her yerine gönderim yapılıyor bu arada..

kitap adınıza imzalanmış olacak…

kredi kartınızla ödeme yapabiliyorsunuz.. peşin, 3, 6 ya da 12 taksitle satın alabiliyorsunuz. banka havalesi, atm’ den ödeme, eft, internet bankacılığı ile ödeme gibi seçenekler de mevcut…

gittigidiyor bu konuda son derece güvenli bir site.. bunu özellikle belirtiyorum çünkü okurlarımızın bir kısmı internetten alışveriş yapmaya korkuyor.. ancak kitapçıda bulamıyor, banka ile havale ile vs. ödemek de zor geliyor..

gittigidiyor’ da sistem daha güvenli, çünkü ödemeyi yapıyorsunuz, ödeme gg’ nin havuz hesabına yatıyor, yani direkt bize gelmiyor, biz size ürünü gönderiyoruz, ürünü teslim alıyorsunuz, bakıyorsunuz herhangi bir sorun yok, kitap mis gibi, e imzası da var.. o zaman oonay veriyorsunuz, ödeme bize aktarılıyor.. “yok kardeşim ben vazgeçtim” derseniz, ürünü geri gönderiyorsunuz, paranız bizim elimize değmeden havuzdan size geri ödeniyor..

böyle bir şey işte..

BU LİNKTEN GİTTİGİDİYOR ÜZERİNDEN KİTABIMIZI İMZALI OLARAK SATIN ALABİLİRSİNİZ.

yenilikler

ben.. Atıp tutan yok

ufak tefek oynamalar yaptım sitede… geçtiğimiz hafta yukarıya bir msn sayfası ve kontakt formu eklemiştim, ben dahil kimse kullanmadı kaldırdım, zaten formdan gönderilenler de gelmiyordu, bir süre bir şey gelmeyince ne oluyor diye denedim :) oradan yazan varsa e-posta atsın ona zahmet.. yazıların altına paylaş/yayınla kutucuğu ekledik… mesela beğendiğiniz bir yazımızı facebook sayfanızda arkadaşlarınızla paylaşabileceksiniz artık. tek yapmanız gereken yazıların altındaki formdan ilgili butonu tıklamak.. yine herhangi bir yazıyı e-postanıza ya da sık kullanılanları düzenleyen sitelere, live space’ inize falan da ekleyebiliyorsunuz. bir de şu spam’ lerden bıktığım için atıp-tutma formunun altına “capctha” hani şu “yukarıda gördüğünüz yazıyı aşağıya yazınız” nanesinden ekleyeyim dedim, sonra çok daha güzelini buldum, ezelden beri matematikle aram iyi değildir benim belki ondan hoşuma gitti, iki rakam veriyor sana topla aşağı yaz diyor, misal 3+4=?, sen 7 yazarsan atıp-tutman bana ulaşıyor, 77 yazarsan sınıfta kalıyorsun.. ama çalışmadı meret.. hevesim kursağımda kaldı.. günde 100 kadar spam yorum geliyor bir süre daha atadan kalma usullerle, yani tek tek oku, spam olanı sil, olmayanı yayınla, iman gücü sistemiyle devam edeceğiz demektir. bir de bazı önemli yazıların içine de ad-sense reklamları eklemeye başladık, malum işsizlik :) şaka bir yana, şu paylaş/yayınla olayını çok sevdim ben özellikle, facebook kullanan biri olsam hemen uygulamasına da geçeceğim ama facebook hesabım yok :) olanlar uygulasın, denesin, habersiz kontrol edip sınav yapıcam ona göre.. sevgiynen.

cünup-cenabet.. tartışalım

din kültürü 3 kişi atıp tutmuş

bu defa konuyu birlikte tartışmak istiyorum.. atıp-tutmalarınızla konuya yön ve renk verirseniz sevinirim..

hakkı yılmaz, ki sürekli söylerim, kendisi kuran dili konusunda günümüzde yaşayan en büyük ustalardan biridir, “cünupluk-cenabetlik” konusuna farklı bir bakış açısı getirmiş..

yazıyı aşağıda aynen vereceğim ama özetini geçeyim dilerseniz..
cünup kelimesinin kuran’ da ve kuran inmeden önce arap dilinde kullanımından yola çıkmış hakkı yılmaz..

ve demiş ki “cenabetlik bilindiği şekliyle cinsel ilişkiden (ya da boşalmadan) gusledene kadarki süre değildir”..
cenabetliğin tam aksine, tahrik olmakla ya da cinsel dürtülerin uyanmasıyla, cinsel ilişkiye (ya da boşalmaya) kadar olan süre olduğunu iddia ediyor yılmaz..
ve o süre zarfında akli melekelerin tam olarak işlemediğini, afedersiniz ama başka tabir bulamadım “insanın aklının şeysinde olduğunu” bu yüzden de kuran’ ın bu durum içerisinde namaz kılmayı yasakladığını, bu durumdan kurtulmak için gusletmenin (iyice yıkanmanın/duş almanın) emredildiğini öne sürüyor..

gusül konusunda daha önce yazmıştık.. dileyen buradan okuyabilir.

burada dikkatimi çeken bir nokta var, sayın yılmaz daha önce namaz konusunda yazdığı bir kitap artı bir çok makalenin ardından, “salat” kelimesinin kapsamını da genişletmiş.. “salat” ı sadece “namaz” olarak değil, Allah’ ı anmak kapsamında arttırmış.. musalla taşının başında durmaktan, eğitim öğretim yerlerini ve hayır işi yapmayı da “Allah’ ı anmak” kapsamında “salat” ın içine dahil etmiş..

açıkçası, kendi görüşüm olarak, sayın hakkı yılmaz’ ın görüşünü son derece mantıklı bulmakla beraner, henüz tam anlamıyla ikna olmadım.. bu yüzden de bu konuyu size “bu böyledir” diye aktaramıyorum.
ancak dediğim gibi son derece mantıklı bir dilsel kullanım içerdiğinden, konuyu tartışmak istiyorum.
sayın hakkı yılmaz’ la konu hakkında biz de birebir istişarede bulunacağız.. oradan alıntıları da buraya ekleyeceğim.

önce hakkı yılmaz’ ın konuyla ilgili yazısını ve yeni “cenabet” tanımını aşağıya aynen aktarıyorum. daha sonra sizden yorumlar bekleyeceğim. ve ben de bu yorumlara dahil olup kapsamı genişletmeye çalışacağım. dediğim gibi yılmaz’ ın konuyla ilgili diğer açıklamalarını da alıntılayacağım kendi görüşmelerimizden..

dilerim doğru yolu buluruz.. Allah bizleri doğru bildiğimiz yanlışlar için affetsin, yanlışları doğru olarak görmemizi engellesin… “Allah’ ım anlayışımı arttır”…

hakkı yılmaz’ ın “cünup-cenabet” yazısı :

durmak yok, okumaya devam..

aklınıkullan

ben.. Atıp tutan yok

aklınıkullan sitemiz geri geliyor.. konsept, içerik ve sistem değişecek yalnız.. az kaldı.. tete’ yi bi yakalasam hele…

kod adı : yeşil

din kültürü Atıp tutan yok

“yeşil kod adlı” deyince, mahmut yıldırım gelir akla.. susurluk’ un, derin devlet’ in, jitem’ in muamma ismi… günümüzde “yeşil” diye birinin “gerçekten” var olup olmadığı bile tartışılır oldu…

“var olup olmadığı” bir muamma, bir tartışma konusu olan bir başka “yeşil” daha var aslında.. mahmut yıldırım adına -şimdilik- bayramlar düzenlenmiyor ama diğer “yeşil” i insanlarımız her yıl kuzular keserek, gül ağaçlarının altına eciş bücüş şekiller çizerek, kağıtlar gömerek, sonra onları denize atarak, gelinlik kızların kısmetlerini açarak(!), karınca yuvalarından taşlar toplayarak “kutluyor”…

hıdrellez‘ den ve “hızır” dan bahsediyorum…

önce hıdrellez ismiyle kutlanan şeyin “ne” olduğunu öğrenerek başlayalım yazıya…

durmak yok, okumaya devam..

çok satan :)

ben.. Atıp tutan yok

kitabımız KURAN AÇISINDAN EVRİM TEORİSİ, d&r’ ın din kategorisi en çok satanlar listesinde bakın kimi gerisinde bırakmış, kaçıncı sıraya tırmanmış :)

kendimi fahri izmitli ilan ediyorum :)

ben.. Atıp tutan yok

geçen hafta üniversite nedeniyle izmit’ te olan kuzenimi ziyaret için izmit’ teydim.. kocaeli’ nde de olabilir.. farketmiyor zira sanırım… dolaşırken ara sokaklarda, hani şu “ev bayanlarının” kurduğu ev yemeği satan dükkanlardan birini buldum, aman allah… yok böyle bir şey… anında kendimi fahri izmit’ li ilan ettim, sık sık gitmeyi düşünüyorum ikinci memleketime artık :)

uykusuzum…

ben.. Atıp tutan yok

işsiz olduğu zamanlarda, çalıştığı zamanlardan daha erken kalkan ve daha çok iş yapan bir kişi daha var mıdır??? bu arada, yazdığım aylar boyunca okumayı özlemişim.. kitap okuma tempom dört beş kat arttı, “iki günde bir kitap” temposuna hatta çıtır kitaplarda “günde bir kitap” temposuna geri dönük.. bitecek o kule…

ben geldim bölüm 3 :) misafirler

kedili ev Atıp tutan yok

annemlerden dönüyorum, saat geceyarısına yaklaşıyor, çabuk varayım evime diye taksiyle gelmişim. tam taksiden indim, taksici kadir abi bastı gitti, elimi cebime attım ki anahtar yok… küfür ede ede döndüm geri yayan, anahtarımı aldım, bu defa farklı bir yoldan eve doğru yola çıktım… bir kamyon parkı var evime yakın, onun köşesinden geçerken sistematik bir miyavlama, miyavlama da denmez, ciyaklama sesi duydum. kırmızı alarm.. seferberlik hali.. kilometre öteden duysam tanırım bu sesi, yavru kedi sesi, hem de yapyavru kedi sesi.. gözlerimin yeşil olmalarından başka bir özelliği daha var efendim, kırmızı alarm durumunda, karanlıkta kedi yavrusunu görebiliyor olmaları :) kulaklarım da sonar vazifesi görüyor bu esnada :) kör karanlığın içinde kedi yavrusunu buldum, bir kamyonun altına sığınmış.. minicik bir şey, gel diyorum gelmiyor, ben geleyim diyorum gidemiyorum, dört taraf tellerle çevrilmiş.. basıp gitsem olmaz.. imkanı yok, tarih yazmaz… ben gecenin yarısında evime gelmişken anahtar unutup geri döneceğim, aynı yoldan yürümek varken istikamet değiştireceğim, sen o ciyaklamanla benim dikkatimi çekeceksin ve bütün bu senaryo benim seni ıskalayıp yoluma devam etmem için yazılmış olacak.. yok ya… dolaştım parkın etrafında, kulübesinde uyuklayan bekçiyi uyandırdım, durumu izah ettim, deli görmüş gibi, gibisi fazla, tam olarak deli görmüş gözlerle bana baktı, kapıyı açtı, içeri girdim, doğruca o kamyonun yanına.. yağmur yağmıştı o gece, sırılsıklam olmuş… maksimum 1.5 aylık, gri, tatlı mı tatlı bir kedi yavrusu… hemen kapıp eve götürdüm, üvey annesi ve üvey kardeşlerinin yanına… kuruladım, karnını doyurdum, adaptasyon süreci için karantina uygulamasına geçtim.. diğerleri evin diğer odalarında, biz bambam’ la salondayız.. diğerleri kapının önünde meraklı meraklı nöbet tutuyor, biz içerde koyun koyuna yatıyoruz, şebeklik yapıp beni eğlendiriyor kerata.. ismi bambam bu arada tahmin edebileceğiniz üzere… velhasılkemal karantina süresi bitip, kanını emen davetsiz misafirlerinden arınıp, bitinden piresinden kurtulup, iç parazitlerini de bir güzel döktükten sonra saldım evin içine diğerlerinin yanına… şu an araları çok iyi.. ancak dördü birden hapisteler.. limon, paspas, cüce ve bambam.. ardiyede hücre cezasınlar efendim, birincisi bahar temizliğini yeni yaptım, felaket tüy döküyorlar, traş olmak için randevunun gelmesini beklerken ufak bir tecrit ama asıl önemlisi bambam’ ı eğitmek.. bu arada cüce hala hiç büyümedi, kilo alıyor ama boyu uzamıyor.. şöyle bir şey hayal edin, gri, yuvarlak, tüyden mamul bir top… işte cüce o :) paspas büyüdü koca sıpa oldu, göndermeye hazırlanıyoruz zor olacak olsa da.. limon da jübile yaptı, aseksüel oldu, cinsiyetler üstüne çıktı, kısırlaştırdık kendisini, dört doğumdan sonra yine azgın miyavlamaları gelince “artık yeter” diyip emanet ettim tıbbın şefkatli kollarına… bir tecrit de çakır evdeyken yaşamışlardı.. çakırın hikayesini anlatmak için biraz geri dönüp flash-back yapmamız lazım, efendim bundan 2 ay kadar önde, annemin patronları tatile giderken sibirya kurtlarını bana emanet bıraktı.. adı lena, 2 aylık bir rus kızı, mavi gözlü şipşirin bir şey.. banyomda misafir ettim bir kaç gün, birlikte paça ısırmaca oynadık bol bol :) lena’ nın misafirliği bitince köpek sevdası düştü içime.. kedi dediğin hayvan süper tamam ama tembel.. miskin… enerjini emiyor resmen.. köpek ise eşittir hiperaktivite.. lena iki üç günde nasıl bir enerji verdiyse bağımlısı oldum, yenisini istiyorum diye tutturdum… sağolsun internet, çakır’ ı bulduk.. sahibi yurtdışına gitmiş, golden retriever, bir gözü mavi bir gözü kahverengi hem de.. çok tatlı bir hayvan.. süper zaman geçirdik, birlikte aynı yatakta uyuduk, kedi kovaladık :) sabahları ve akşamları çakır’ ın bitmek bilmez hiperaktivitesi nedeniyle en az birer saat yürüyüş (koşturuş) yaptık.. lakin bir sorun var, çakır evde yalnız kalmayı sevmiyor, ben evden çıkmak zorundayım her sabah… bir hafta kadar apartmanı birbirine kattı ben gittikten geri dönene kadar ağlamalarıyla.. bir kaç defa işe yanımda götürdüm ama koca koca adamlar iş yerine geldiklerinde köpekten korktular… annemlerin bahçe, ı-ıh kesmedi çakırı.. en sonunda dede’ nin silivri’ nin bir köyündeki çiftlik evinin bahçesi derde derman oldu.. oraya bağladık, iki tane daha çok sevimli rus finosu var çiftlikte, biraz bizimki bunları dövse de, en azından yalnız kalmadı, canı sıkılmadı.. tek sorun beni çok özledi.. bu arada acayip akıllı bir hayvan, çiftlikte kulübeye bağladık, neyse efendim döndük, üç gün sonra farkettik ki çakır tuvaletini hiç yapmıyor.. neden? çünkü eğitimi “evde tuvalet yapmayacaksın” diye… e kulübesi de onun evi ya :) aman aman.. dede yaşlı, çakırı gezdircek durumda değil, salsan olmaz.. bu arada çok cici bir çift çakır’ a talip oldu, üstelik bayan büyülü bahçe, bir ay sonra çakır’ a kardeş gelecek.. çok sevdiler, çakır da onları sevdi, şimdi bahçeli bir villada, kardeş bekleyip zaman geçiriyoruz… lakin kaan uslandı mı bu maceranın sonunda, hayır, evde yalnız kalmayı bilen bir labrador arıyorum şu sıralar.. :) bizde durumlar bu, 4 kediyle evdeyiz şu an, belki beş oluruz… belli olmaz :) sevgiynen…

geçici sorun

ben.. Atıp tutan yok

haftasonu sitemizde sunucularımızdan kaynaklanan bir sorun yaşadık. şu an normal ve stabil gözüküyor durum. akşam burada olacağım. sevgiler.

ben geldim bölüm 2 :) iş ve ev

ben.. Atıp tutan yok

efendim artık işsiz bir insanım :) kriz bizi de vurdu :) şaka bir yana işsizlik dalga geçilecek, esprisi yapılacak bir konu değil. işsiz bir çok insanımız var ve hepsine Allah’ tan yardım diliyorum. lakin benim artık işsiz(!) olduğum bir gerçek. şöyle ki, 6 aydır başında olduğum ve yönettiğim gazeteden ayrıldım. beklediğim bir ayrılıktı lakin zamanlaması biraz ani oldu. işin aslı yorulmuştum, burasıyla, kitaplarımla, evimle, kendimle, hiçbir şeyle ilgilenemiyordum… beden yorgunluğu hiçbir şey, beyin yorgunluğu bitirmek üzereydi beni. yani iyi oldu. işsiz değilim, sadece artık -belirsiz bir süre- mesai sistemiyle çalışmıyorum. kendi şirketim faaliyette, kendi işlerim devam ediyor, köşe yazılarım, haber sitem, projelerim tam gaz devam. bir müddet evde takılıp yeni kitaplara yoğunlaşacağım. tabi aylardır eve geceyarısı gelip sabah çıkınca, evle ilginememiştim. bugün kolları sıvayıp bahar temizliğine giriştik :) hafta sonuna kadar temizlik eylemimiz devam edecek :) sonra da eve tadilat başlıyor… madem taşınamıyorum, madem yeni ofisin tadını çıkaramıyorum, evi yenilerim ben de :) kısacası artık bol bol, daha da bol bol görüşeceğiz. misafirlerden bahsedeceğim, onu bir sonraki yazıda yazayım, kitaplar var dedim ya, bir de okuduklarım var, taksit taksit geliyor, ayrılmayın. sevgiynen :)

ben geldim bölüm 1 ½ :) minibook :)

ben.. Atıp tutan yok

bill amcaya olan zorunlu bağımlılıktan kurtulduk, minimini minibook’ ta (netbook da deniliyormuş bu alete ama minibook daha güzel) ubuntu’ nun özel sürümü çalışmakta şu an.. artık evden de yazabileceğim günlüğümüze, windows’u kullanamama ve güvenlik çekincesi son buldu.. şipşirin bir dağıtım yapmış ubuntu minibooklar için.. üstelik flashdiskten kuruluyor, ki bu aletlerin cdrom u yok zaten.. minibook ya da netbook artık ismine ne diyorsanız sahibi olan ve linux yüklemek isteyenlere tavsiye ederim : bu adresten indiriyorsunuz, burada da nasıl yükleneceği tarif ediliyor, ubuntu netbook remix… çok basit. şimdi yatıyorum, yarın bölüm 2 den devam :)

ben geldim bölüm 1 :) özet :)

ben.. Atıp tutan yok

efendim merhaba… sonunda vakit, vakitten ziyade konsantrasyon ve keyfim geldi :) epeydir ihmal ettik burayı.. sanırım bundan sonra düzene girecek bir şeyler.. neredeydim bu sürede? yaklaşık 6 ay önce evdeki inzavaya son verip, "hürhaber" isimli günlük gazetemizde işbaşı yapmıştık hatırlarsanız… genel koordinatör olarak başladığım görevim, gazetecilik 14 yaşından beri mesleğim olsa da zorlu geçti-geçiyor.. araya bir de yerel seçimler girince vakit kavramı sıfıra indi.. tabi "vakit yok" demek çare değil, çeşitli çözümler ürettik, yemeği ayakta yemek, az uyumak gibi :) seçim süreci yaklaşık 60 gün sürdü, bilfiil gazetenin başında her gün geceyarılarına kadar, seçim meydanlarında ve sokaklarda akşamlara kadar çalıştım… kariyerim açısından daha doğrusu bir "gazeteci" için gazetecilik mesleği açısından olağanüstü başarılı geçti.. atlatma haberleri, gündem belirlemeyi saymıyorum bile klasik oldu onlar artık :) ama mesela son günlerde patlattığım bombalar hele hele seçim sonuçlarını bindelik farklarla önceden tahmin etmem vardı ki okumalıydınız :) adamın anket şirketi var, ismi, markası büyük… bir sonuçlar yayınlamışlar akıllara zarar, bakıyorsun seçim böyle biterse "ben bugüne kadar ne yapmışım?" diyerek takkeni önüne alıp düşünmen lazım… en sonunda tak etti seçime üç gün falan vardı, "alın size anket" dedim, kendi anketimi, tek denekle yapılan ve % 100 sonucu doğru çıkan ilk ve tek anketi kaleme aldım :) seçim günü sandıklar açılıyor… açılıyor… açıldı… bingo! en kral fark bindelik, diğerleri birebir :) neyse efendim.. seçim sürecinde başında olduğum gazete, internetteki haber sitemiz, köşe yazılarım ve danışmanlık yaptığım şahıslar… kısacası geri kalan herşeyi "pause" etmek zorunda kaldık.. seçim bitti, bu defa yankıları, değerlendirmeler, analizler derken… araya bir de taşınma telaşı girdi… ben kendi şirketimdeyken 6 ayda bir ofis taşırdım.. 6 ayı geçince üstüme üstüme gelirdi duvarlar… baktım bu defa ofisin taşınacağı yok, ben evi taşıyayım bari dedim :) tam ev buldum, anlaştım, yerleşmeye hazırlanıyorum derken… araya bazı sorunlar girdi, benim ev meselesi askıya alındı ki.. büyük patrondan haber geldi, ofisler ve gazete merkezi taşınıyor, aynı binada birleşiyor.. bir hafta da bu telaş sürdü :) şimdi yeni yerimizden yazıyorum :) bu arada sırt ağrısından muzdaribim efendim… bir süre önce masabaşı pc olayına son verip kendime güzel bir laptop almıştım.. aldım ama alet 3 kilo.. bende bir sırt çantası var, içinde kuran meali, okuduğum kitaplar, dergiler, kalem, kağıt, kıl tüy derken, çanta 6 kilo :) her gün sırtımda kaplumbağa gibi 6 kiloluk yükü taşımaktan, zaten 95 kilo bendenizi taşımak için yeteri kadar efor harcayan omurga sistemi sinyal vermeye başladı… baktım olmayacak, hazır kampanyalardan birinden yararlandım, hani şu minibook’ lar.. bir minibook edindim efendim ki, minimini… büyük laptopa masabaşı pc vazifesi yükledim, akşamları çıkarken ofiste bırakıyorum, elimi kolumu sallaya sallaya eve gidiyorum, evde beni mini karşılıyor… sonuç; düzenli kullanımda sırt ağrısında % 95′ e varan azalma :) lakin minibook’ a windows kurmuş adamlar, ben linux aşığıyım, öyle ki windows kullanmayı bile unutmuşum… son zamanlarda biraz vaktim vardı, açıyorum siteye bir şeyler yazmak için, windowsun menüleri, aletleri ile yazı yazmaya üşeniyorum :) cd-rom’ u da yok ufaklığın, kendisi cd-rom’ dan az büyük zaten, pardus’ a geçemiyoruz.. çözüm arayışlarımız sürüyor.. bugün c.tesi, izinli olmam lazım değilim, ofisteyim… geçtiğimiz gün süper bir icatla karşılaştım, bir programcık, kuruyorsun, iki ufak ayar yapıyorsun, blogunun paneline kendi giriyor, sen yazmak istediğinde masaüstünde simgeye tıklayıp açılan minicik pencereye şu an benim yaptığım gibi yazıyorsun, geri kalanını o hallediyor. accayip bi kolaylık…şimdi benim yaptığım gibi… neyse efendim.. velhasılıkelam geçen zamanın özeti böyleydi.. ha bu arada iki kez dayak yiyip, bir kez bıçaklandım, onu saymazsak başka bir gelişme yok… var da yok… onları da birazdan, bir kaç saat sonra, belki akşam, bölüm bölüm anlatacağım.. mesela yeni kitaplar var.. mesela müzik var… okuduklarım-yaptıklarım var.. yeni misafirler var… var Allah var… :) sevgiynen efendim…

mutlaka ziyaret edin

ben.. Atıp tutan yok

http://www.hakkuran.com

ilgi görenler

ben.., kadı ola davacı.., kitapkurdu 1 kişi atıp tutmuş

kültür tv‘ de kitabımız KURAN AÇISINDAN EVRİM TEORİSİ kendi kategorisinde en çok ilgi gören kitap..

yazı yazmam lazım buraya ama

ben.. Atıp tutan yok

üşeniyorum, öyleyse yarın…

sahne arkasında tepişmişiz :)

ben.. Atıp tutan yok

sene 2001.. saat de 13:45 miş hatta :) istanbul’ da mia skate park diye bir yer vardı, orada konsere çıkmıştık. süper bir konserdi hatırlıyorum da… neyse.. youtube’ da kel alaka bir şey ararken buldum, o konserden önce, kuliste beklerken sahne alacak hepimiz bir el kamerası bulup azıtmışız.. freestyle yapıyoruz, daha doğrusu yapıyorlar benim bölümüm çıkmamış, bi’tek “manyaaaaak” şeklindeki back vokalim görünüyor :)

ceza, dr. fuchs, rapor 2′ den dj maho b, ozzy, hedef 12′ den hell m, yener, sihir, arkada bir yerlerde dj zack gözüme çarptı, çıplak vatandaş kim vallahi çıkaramadım, yerde oturan ceza’ nın sevgilisi elif (roka).. aynı konserde sagopa kajmer, tabi o zaman ismi silahsız kuvvet – dj mic check de sahne almıştı lakin o kulis onunla külliyen küs olduğundan yanda başka bir kuliste tecritte tutulmuştu hatırlıyorum… hehe.. ne günlerdi be..

karşınızda türkçe rap’ in o zamanki tüm demirbaşları ve “manyaaaaak” şeklindeki vokaliyle bendeniz :)

d&r’ da ilk 20…

ben.. Atıp tutan yok

KURAN AÇISINDAN EVRİM TEORİSİ

d&r din kategorisi en çok satanlar listesinde ilk 20′ de…

atıp-tutanlardan özür ve bilgi

ben.. Atıp tutan yok

epeydir siteyle ilginemediğimden onlarca atıp-tutma, yorum birikmişti. dün akşam hepsini tek tek okudum, soru soranlara, cevap verilmesi gerekenlere cevap verdim ve hepsini yayınladım. gecikme için kusura bakmayın der, hörmetlerimi sunarım. bu akşam uzunca bir yazı yazma planım var. sevgiynen.

yazıyorum yazıyorum yazzzz

ben.. Atıp tutan yok

biz beş kişiyiz

ben.. Atıp tutan yok

tanıştırayım; çakır :)

« Önceki sayfalar