Tori tori, mogu moguuu !
30 September 2007 ben.. Atıp tutan yok80′ li yılların çizgi filmleri..
Bunlar da ilk gençlik yıllarımın şarkıları ! Bölüm 1 ve Bölüm 2. .Şarkıları dinleyince bu bünye nasıl bu hale gelmiş anlıyorsunuz..
80′ li yılların çizgi filmleri..
Bunlar da ilk gençlik yıllarımın şarkıları ! Bölüm 1 ve Bölüm 2. .Şarkıları dinleyince bu bünye nasıl bu hale gelmiş anlıyorsunuz..
Ben küçükken manyak bir çocuktum kabul ediyorum.. (Şimdi de öyle değil misin Efendi Cevat?) Bu şarkıyı ne zaman duysam ağlardım.. YouTube sağolsun.. Buyrun sizle de paylaşayım..
Arkadaşım Eş, Arkadaşım Şek, Arkadaşım Eşşek !
Bunlar da çocukluğumdan..
Şimdi müsaadenizle hiç sevmeyeceğim bir şeyi yapacağım. Zira paraya ihtiyacım var.. Herkes gibi.. Parayı sevmem normalde.. Elimin kiridir.. Fakat, zanaatkarın kirli eli de medeniyetin aynasıdır. Uzatmayalım. Aşağıda gördüğünüz “Bu web sitesi bla bla” yazılı yere tıklayıp, kayıt olursanız Google’ ın bana para ödeme ihtimali var. Aşağıda gördüğünüz “Firefox ile Google Araç Çubuğu indirin” yazan yere tıklarsanız ise.. Şahane bir şey oluyor.. Hem siz gül gibi, mis gibi bir Firefox tarayıcı ediniyorsunuz. Firefox tarayıcı ne, İnternet Explorer gibi internette gezmeye yarayan bir alet, hem de ondan daha hızlı, daha şahane.. Vallahi para kazanıcam diye övmüyorum, ben kullanıyorum çok güzel.. Üstelik siz orada “alın” yazdığına bakmayın, “edinin” yada “indirin” olması gerekirken çeviri hatası yapmış dangozlar. Normalde ücretsiz yani bu olay.. Vallahi bak, indir, acayip memnun kalacaksın sevgili okur. Sen onu indirirsen bana da van dalır ödeyecek Google.. Damlaya damlaya göl olacak.. Ha “bunlar kesmez daha çok katkım olsun şu garibana” derseniz, Silivriliyiz.Biz‘ e girin, hem benim köşe yazılarınmı okuyun, hem de sitenin en tepesinde, logonun altındaki mavi zeminli reklamlara tıklayın, oradan da para kazanalım. Vallahi kırışıcaz, söz. En azından bir yemek ısmarlarım. Ne bileyim kahve içeriz…
Sunucuları taşımadan önce SH Dijital’ in resmi sitesi altında bir geliştirici alanımız, bir blogumuz bir de albümümüz vardı. Her geliştirici kendine özel olarak kullanabiliyordu bu üç organı. Bir haftadır tembelliğimden ötürü dokunamadım hiç birine. Fakat biraz fotoğraf yüklemek hasıl oldu. Yarı-ilkel biçimde şimdilik buraya koyacağım.. Daha sonra düzgün bir albüm yaparız.. Albüme buradan yada yukarıdaki Hatıralar Geçidi linkinden ulaşmanız mümkün.
Bu da müzik yaptığım dönemlerden kalma.. Şimdiki Ogeday ve ben.. Tıklayıp indirin : Sözlerim Genelde Rahatsız Etmekte
rayihana özlemim, telafisiz gecikmelerdeyim, telapatiklerini giydi platonik, şizofren ilgisizlik, yargısızlık saptırımlarında, vuran vurur, çalan kaçar kim varsa bunu yapar, yazık.. insanlık yatak döşek, arkadaşlık zaten ölmüş, morga kaldır, umar umurdan firari, umumi yaptırımların hususi, bencil olma bir tek aşkım azami, hızımı kesti her sözün, boynum halata bağlı idami.. tıpkı eski filmler gibisin, zamanına gore iyiydin, bazısında duygusal kimi zamansa pornografiksin, benim aşka dahil grafiğimde çizgiler hep kırıktı, umursamazdım hangi akla hizmet ettim sevdiler ve en sonunda filmi aynı yere getirdiler.biliyor musun beni bu zamana kadar çok üzdüler? gamsızlığımın nedeni belki buydu, çok masal anlatıldı, hepsinin sonunda ayrılık notunu okudu zanlı, benim kalemi bir kişi yıktı, kalemimi kırdı, sözlükte sevgiliydi anlamı.. kerahet vaktidir, iç de içlen fondiplerim başımın belası, kervana katılamadım, kalbimi zımbaladım ellerine.. nükte yağmurunda ıslan, kavurdu güneşin ve boğazımda bir yudum su hasreti, sahabelerim satışa sunmasın bu köleyi, nadasa çektim kalbimi, liyakati buymuş şon bayırlarında deldi, mantığımda çelişki evlilikleri, ilişki yaralıları ağır durumda, ben değildim suçlu, polijini olmak isteseydim harem kurardım çok rahatça, amma oyuna sadık kaldım anla, anla beni… posta pullarında bir adın kalan izleriyle, bir kadın saklıdır torbalarıma tıktığım, yakamadım anılarımı gaddar olamadım sen gibi.. kadehlerimi senin adına kaldırdım dün gece, savaşa gittim kendi mevkilerimde, ateş açtım kendime, hileli zarları gördüm bir bir, sorularımı cevapladı duble kadehleri tir tir titredim, gençlik tufanlarımın deryalarına karışan zehir, ölümüne içir, başım allak bullak, bir seni bir fondipi sek içtim, seke seke nerelere varabileceksek…
Dün şu “her şey 1 ytl” mağazalarından birinde ıvır zıvır bakıyordum ev için. Ayna lazım oldu, reyondaki kıza ayna sorayım dedim. 18-19 yaşlarında bir kızcağız. Yanına gittim, aynaların yerini sordum, yüzüme bakıp “alt katta amca” dedi. Artık nasıl bir pis baktıysam gözlerine apar topar düzeltti “alt katta abi”.. Sensin amca be.. Bu yaşta amca da olduk.. Ufal da cebime gir.. Resmen amca dedi bana.. Bu arada amca da ne pis bir kelimeymiş.. Resmen şok geçirdim; “yok abicim dedim, burdan çıkınca gidiyorum kuaföre, kesiyorum sakalı bıyığı, hatta bir de cilt bakımı yaptıyorum”. Sonra sakinleştim gerçi, kıyamadım.. Geçen yaz da lise arkadaşlarımdan birini görmüştüm. Durdurdu beni, “haftaya düğünüm var” dedi. Herifi sopayla kovalayacaktım. Utanmadan düğününe çağırıyor beni. Yok ya.. Ben o düğüne geleyim, sen evlen, seneye kalmaz çocuk yap, iki seneye kalmaz o velet biraz büyüsün dillensin, biz yolda yine karşılaşalım, sen velete beni göster “bak Kaan amcana” de.. Çocuğun da diline pelesenk olsun, amca kalsın adımız.. Yemezler.. Düğüne de gitmedim, arkadaşımla da selamı sabahı kestim. Ben kendime amca dedirtmem. Abi belki.. Ama amca.. Olmaz.. Bugün amca diyen yarın dede der.. Ben bunu bilir bunu söylerim..
Her yıl içerisinde kendimi kaybettiğim ve son zamanlarda daha fazla şey kaybetmemek için nakit ve kredi kartı almadan gittiğim Cebit, 10 gün sonra başlayacak. Şimdiden heyecanlandım. Yalnız bu sene Pardus standı yokmuş Cebit’ te, atölye yapamayacağız ne yazık..
Bu arada kendime “yeni bir iş, yeni bir aşk, yeni bir ev, yeni bir hayat” hediyesi İ-Pod Shuffle aldım. Henüz tam randıman alamasam da boyutlarıyla fethetti gönlümü.
İtiraf.com okuyorum, itirafları okurken de bazen çok gülüyorum. İşte onlardan biri :
“COEUR, Erkek , 41 , İzmir
Ereksiyon problemi çektiğim dönemlerde bana sürekli destek olan, komik, şirin, dünya tatlısı partnerim onu aldattığımı öğrenmiş. Veda mesajı sabah geldi, ”Ellerimle büyüttüğüüüm, solarikeeen dirilttiğiiim, çiçeğimi kopardın sen ellere verdiiin…Elvadağlar,elvedağlaaarrr…” Bir insan bu kadar mı güzel terk edilir yaa!”
Şu kargo şirketlerinden çektiğimi kadınlardan çekmedim. İki gün önce bir başka kargo şirketiyle maceramı yazmıştım. Bu seferki ondan da beter. Ünlü bir kargo şirketiyle çalışıyorum sıklıkla. Daha doğrusu bana kargo gönderenler onunla çalışınca çalışmak zorunda kalıyorum ben de. Şimdi burdan isim verip de kimseyi… Her göndericiye önceden ulaşamadığım için bir kısmı adrese teslim gönderiyor paketleri. Farkeder farketmez ya şubeye gidip ya da telefon açıp rica ediyorum “şubeden ben alırım siz getirmeyin” diye. “Tamam” diyorlar.. Diyorlar ama.. Dağıtıcılarından bir tanesi inatçı. İlla benim paketlerimi yanına alıp gezdiriyor. Koyuyor arabasına, dağ tepe bayır benim paketimle geziyor. Benim paketlerimle aşk yaşıyor sanki şerefsiz. Paketofili var adamda. Utanmasa muhallebiciye, parka götürecek benim paketlerimi. Akşam yemeğine, sonra da kahve içmeye davet edecek. Adam paket sapığı. Paketlerimin ırzına tasallut etmesin diye peşinden koşuyorum resmen. Gidiyorum şubeye, paketim yok.. Paket sapığı almış benim paketimi geziyor. Arattırıyorum cebinden. Getirmiyor. Evlenmeye karar verip de ailelerinden onay alamamış aşıklar gibi kaçıyorlar benden. Ben de “namusu kirlenmiş” baba gibi peşlerinden kovalıyorum. Yahu kardeşim bıraksana paketlerimi. Hem neden getirmeye kalkıyorsun ki? Gelsen bile eve, ben yokum. Hadi sabah (şöyle 2-3′ e kadar) geldin de uyurken yakaladın beni. Uyandıramazsın. Sittin sene uyanmam ben. Hele kapıdan hiç uyanmam. Bırak paketimi ben gelip alayım efendi gibi.. Yok.. Katil edecekler beni.. Paketimin namusu uğruna elimi kana bulayacağım o olacak sonunda.
* Tünel kazma konusunda kabiliyetli ve tercihen deneyimli.
* Ekip çalışmasına uyumlu, yeni ortamlara çabuk adapte olabilecek.
* Liderlik vasfına sahip.
* Tercihen “marangoz” ırkından
20-25 adet karınca istihdam edilecektir. Yeme + içme + barınma ihtiyaçları tarafımızdan karşılanacaktır.
Başvurular için “karınca mıyım ulan ben” başlığıyla kaangoktas@silivrihaber.net’ e mail atılması rica olunur.
(Antworks diye bir şey var. Akvaryum tipli, dört yanı şeffaf, içi mavi bir jel dolu bir kutucuk. İçindeki mavi jel, karıncaların yeme-içme ihtiyacını karşılarken, aynı zamanda tüneller açmasına yarıyor. Bu zamazingonun içine 20-25 tane karınca koyuyorsunuz, bir süre sonra aynı toprak altında olduğu gibi tüneller, labirentler kazıyorlar. Jel ve kap şeffaf olduğundan siz de üç boyutlu olarak karıncaların yaşamını inceliyorsunuz. Antworks’ um var, bir de mücevher büyüteci temin ettim ki karıncanın antenine kadar gösteriyor. Tek eksiğim karınca.. Dünya üzerinde karınca nüfusu insan başına 1.5 Milyon adet düşecek kadar fazlayken, ben tutup 20 karıncayı bir araya getiremedim. İki yerde güzel karınca yuvaları buldum fakat tam ana cadde üstü. Bir defa eğilip karınca toplayayım dedim, millet bana deli gibi baktı. Tamam deliyim ama.. Rahatsız oluyor insan. Hani evinde falan karıncadan muzdarip olan varsa, ilaçla, zehirle uğraşmasın. Koysun kibrit kutusuna bana göndersin sevabına)
Kültür Bakanı ile röportajdan sonra İstiklal’ deydim.
İstiklal’ e hayranım.. İstiklal’ e bayılıyorum. Hatta koyun beni İstiklal’ e, 24 saat orada yaşarım, bıkmam. Ekmek su da istemem. Bir defasında İstiklal’ de salınırken yanımdaki bir kız arkadaşım “Ne kadar çok yüz var buarada” demişti. Sanırım bu sevgi ondan.. Hiç bir yerde kolay kolay bulamayacağınız kadar insan çeşidi var İstiklal’ de.. Seyret dur..
Boydan boya turluyorum, yaylaya çıkmış camış gibi iki yana salına salına.. Sonra bir pasaj kestirip gözüme, dalıyorum içeri.. Hele eciş bücüş, dekorasyon malzemesi satan bir yere denk geldiysem.. Pasaj esnafı beni kovma noktasına gelene kadar da çıkmıyorum. Ben esnaf olsam, benim gibi müşteriyi döverim. Hem saatlerce dükkanımın önünde, içinde gezin, hem bir şey almadan çık git..
Adamlar artık gözümün içine “git” diye bakıyor. Bir şeyler alsam, memnun olacaklar. Ama almıyorum. Zira alırsam sonu gelmiyor. Baktığım her şeyi satın alma gibi psikopatça bir his var içimde. Nefismi terbiye etmeye çalışıyorum bu yüzden.. Bir şey mi beğendim, bakıp, oynayıp, kurcalayıp, iyice nefsimi köreltip koyuyorum yerine. Alırsam sonu gelmez çünkü. Ben o İstiklal’ den poşet taşıyacak yerim kalmayarak çıktığımı bilirim.
O an güzel geliyor, sorsan dünyanın en güzel nesnesi. Üstelik de onsuzluktan kırılıyorum, hatta o hayatımdaki en büyük eksik. Ama ne zamanki eve geliyorum, büyü bozuluyor. Aldığım o şahane şeyler, tırt birer nesneye dönüşüyor. Mesela geçen akşam İkea’ nın sitesinde gezerken bir sepet gördüm. Hasırdan, güzel bir şey.. Hemen Barış’ a mesaj attım “amman ne olur al bana” diye. Aldı getirdi. Eve geldim. Sepeti koyacak yer yok.. Yeri buldum diyelim, benim içine gazete, dergi koyarım diye aldığım sepet küçücük bir şey, kitap zor sığar. Elimde hasır sepet, evin içinde dört dönüyorum. Oraya koyuyorum yok, buraya koyuyorum yok. Sonunda mutfağa, şarap rafının yanına koydum (hayatımda hiç şarap içmemiş biri olarak şarap rafımın olması da ayrı bir alışveriş manyaklığı ürünüdür), içine de cips, çerez paketlerini dizdim. Güzel oldu mu, oldu ama, ben tatmin olmadım.
Neyse.. Bu defa kazasız belasız atlattım İstiklal’ i.. Sadece bir adet duvar saati (ki bunu aldığıma zerre pişman değilim, Sadi Tekin’ in a4 kağıda el çizimi harika bir saat), bir adet küpe, bir adet karınca yuvası, 50 adet boş cd bir de resim çerçevesi aldım. Müstehaktır bana.
Cumartesi akşam üzeri Kültür Sanat ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile röportaj yaptım.
Cumhuriyet’ in Gezi Yazarı, Gezgin Yazar Dursun Özden ile birlikte, Cumhuriyet Gazetesi’ nde yayınlanmak için gerçekleştirdiğimiz röportaj önce kovalamaca ile başladı. İlk olarak Bakan Bey bize Ankara’ da randevu verdi. Fakat daha sonra İstanbul’ a gelmesi gerekince röportaj Topkapı Sarayı’ na, Cumartesi öğlene alındı. Cuma günü, bu defa önce röportajın saati değişti, 17:30′ a alındı, sonra da tekrardan yeri. En sonunda saat 18:00 sularında Günay’ ı Pera Müzesi’ nde yakalamayı başardık.
Bakan Turizm Bakanı, yanımdaki kişi de Türkiye’ nin sayılı “gezgin” lerinden biri olunca, bana fazla söz düşmedi. Diyar diyar gezen Dursun Özden, sorularını sordu, ben de bol bol “sanatsal” Bakan çalıştım.
Röportaj önümüzdeki günlerde Cumhuriyet Gazetesi’ nde yayınlanacak.
Silivriliyiz.Biz’ in 4. versiyonu Tete’ nin aylar süren gayretleriyle sonunda bitti. Sanırım siz bu yazıyı yazdığınızda yayında olacak. 3. versiyon, Pardus’ ta bozuk göründüğüden uzun süredir kullandığım açık kaynağı terketmek ve Wİndows’ a geçmek zorunda kalmıştım. Tete biraz daha gayret gösterip bu versiyonda Pardus’ ta yaşadığımız sorunları giderdi. Böylece Bill Amca’ nın Windows’ u gitti, yerli malı yurdun malı Pardus’ um geri geldi. Pardus’ un 2007.2 Caracal Caracal‘ ının hakkını verememiştim bu aralar. Onunla ilgilenmekle ve Pardus kullanamadığım aylarda yapılan yeniliklerdeki eksiklerimi gidermekle meşgulüm. En çok da yavaşlığıyla beni öldüren ama bütün özelleştirmelerimi taşımaya üşendiğim için vazgeçemediğim Opera’ dan kurtulduğuma sevindim.
Pardus ne mi? Ayıp ayıp..
Geçtiğimiz hafta yeni evimdeki en büyük eksik olan cd dolabı için internetten bir firma buldum. Siparişe göre hazırlayıp demonte gönderiyorlar.. Bu tip ürünleri monte etmek ekstra bir zevk.. Şöyle 200 cd’ lik bir dolapçık sipariş ettim. İkinci günde kargoya verdiler.. Vermez olaydılar.
Gündüzleri ya uyuduğumdan yada evin dışında olduğumdan kargo görevlileri ile pek anlaşamıyoruz. Onlar geldiklerinde ya evde yokum, ya da beni uyandırmayı başaramıyorlar. Ben kargoya gittiğimde onlar paketimi yanlarında gezdiriyorlar.. Bu yüzden de kargo yapacak kişiyle önceden görüşme şansım varsa “şubeden alım” talep ediyorum. Ancak maalesef dolap için kargo seçimi yapma şansım olmadı. Dolabımın Ups’ in eline düşmesi de böyle başladı.
Cumadan perşembeye.. Tam altı gün.. Pazarı düş.. Beş gün..
İstanbul’ un bir ilçesinden çıkan bir paketin, İstanbul’ un başka bir ilçesine gitmesi için geçen zaman.. Tabi Ups ile..
Paketim Ups’ in Çorlu Şubesi’ nin eline düşmüş.. İstanbul’ un bir ilçesinden başka bir ilçesine gidecek bir ürünün, Tekirdağ’ ın bir ilçesinde ne işi olduğu ayrı bir konu zaten..
Cuma günü geldiklerinde beni evde bulamamışlar, not bırakmışlar. Cuma akşamı aradım, Cumartesi Silivri dışında olacağımdan Pazartesi getirmelerini istedim. “Seve seve” kabul ettiler. Pazartesi sırf bu paket için evde bekledim, gelen giden yok.. Akşam aradığımda “bugün Silivri’ ye çıkmadı aracımız” dediler. Salı günü yine evde bekleyiş.. Akşamı el cevap “unuttuk.” Çarşamba için binbir özür ve söz ile cep telefonumu aldılar. Sözde geldiklerinde beni cepten arayarak haber verecekler. Yine tık yok.. En sonunda Ups’ in genel merkeziyle bir kaç görüşme yapma zorunluluğu hasıl oldu. Perşembe için sözler verildi. Ve perşembe günü, öğleden sonra nihayet pektime kavuşabildim.
Sözün özü.. Bundan sonra Ups ile hiç bir şekilde çalışmamaya, hatta Ups ile bana yapılacak gönderileri önceden reddetmeye karar verdim. Ola ki siz de ellerine düşersiniz, baştan uyarayım.
“Kimdir bu düdük makarnası?” diye merak edenler, Googol’ a “Kaan Göktaş” yazıp da bu sayfayla karşılaşanlar, “Ben bu herifin hayatını kendi sitesinden öğrenemezsem nerden öğrenirim başka?” diyenler ve yoğun istek üzerine.. Tamamı ciltli, kuşe kağıda baskılı, kütüphanenizin baş köşesinde duracak bir başvuru kaynağı.. Siz kaşındınız..
1983 yılının Şubat ayında Silivri’ de dünyaya teşrif buyurdum.
İlk, orta, son, ne kadar eğitimim varsa Silivri’ de tamamladım.
Silivri Y.D.A.L.’ ı akranlarım 4 yılda bitirirken, ben son senemde okul aleyhinde kaleme aldığım bir haber yüzünden 6 yılda bitirdim.
Lise hayatımı 6 yılda üç farklı okulda tamamlayarak Milli Eğitim tarihinde yer ettim.
Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ ne kayıt olmuşken, “zorla” askere alındım. Aydın’ da “sakıncalı piyade” olarak tamamladığım askerliğim askeri hukuk literatürüne çoktan girdi. Genelkurmay Genelkurmay olalı ilk defa bir erin “beni zorla askere aldınız” davasıyla karşılaştı ve ne gariptir ki o er davayı kazandı.. Askere gitmemem gerektiği, çünkü öğrenci olduğum belgelendi. Fakat bu esnada terhisime bir ay kalmıştı. 14 aylık hukuk mücadelesi literatüre geçmekten başka bir şey kazandırmadı bana. “Pardon” filminin hayat hikayemden, en azından askerlik kısmından arak olduğunu düşünürüm zaman zaman..
Hayatım boyunca, sivil, askeri, hukuk, ceza, maddi, manevi 100′ ü aşkın davada sanık olarak yargılandım. Abdullah Öcalan bile benden daha kısa sürede ve daha az dosya ile yargılanırken, şu an dahi hakkımda istenen hapis cezaları toplamı ömür boyuna yakındır. Bu yüzden hukuk ve kanunlar, yasalar, içtihatler artık hobim oldu. Haftanın beş günü adliyeden çıkmam. Yeni inşa edilen Silivri Adliyesi’ nde bana da bir oda ayrıldığı söylenir. Görmeden inanmam.
Gazeteciliğe 14 yaşımda, ortaokul öğrencisi iken başladım. Getir-götür için girmişken Hürbakış isimli gazeteye, ilk aylarda haberlerim yayınlanmaya başladı. Devamı nasıl geldi anlamadım. O güne kadar bir çok gazetede part-time yada parça başı çalışırken , 18 yaşımda, tam zamanlı olarak çalışmaya başladım. Bir yıl sonra başka bir gazetede bölge temsilcisi olarak, aynı yıl trasnfer olup Manşet’ te bölge temsilcisi olarak, daha sonra bir başka gazetede Haber Müdürü olarak görev yaptım. 2005 yılının Eylül ayında kendi şirketim olan SH Dijital’ i kurdum. 24 sayı boyunca sahibi olduğum haber dergisini yayınladım. Yine SH Dijital bünyesinde kısa süreli bir gazete de yayınlandı.
Who İs Who (Kim Kimdir?) ansiklopedisinde hayatım şöyle anlatılır : Meslek : Gazeteci, Doğum Yeri : İstanbul-Silivri, Eğitim : 2002 – Yabancı dil ağırlıklı lise , 2004 Bursa Uludağ Üni. Sosyoloji Bölümü, Kariyer : 1994-1997 Hürbakış Gazetesi (Siyasi Muhabir), 1997-1999 Sözhakkı Gazetesi (Siyasi Muhabir), 1999-2002 Hürbakış Gazetesi (Siyasi Muhabir), 2002-2003 Trakya Ekspres Gazetesi (Siyasi Muhabir), 2003-2004 Manşet Gazetesi (Bölge Temsilcisi), 2004 Hürhaber Gazetesi (Haber Müdürü), 2005 Silivri Haber (Genel Yayın Yönetmeni), 2006 SH Dijital Yayıncılık (Yayın Kurulu Başkanı) , Aldığı Ödüller : 2001 Yılın Basın Ödülü, 2002 Yılın Basın Ödülü, 2007 LKD En İyi Kurumsal Kullanıcı Büyük Ödül Finalisti Üyesi Olduğu Dernekler : İYGAD İstanbul Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Basın Konseyi Türk Gazeteciler Derneği, İnternet Medyası Derneği , Yabancı Dil : İngilizce, Almanca
Mizah dergileri ve yazıları/kitapları okumaya, fiziksel efor gerektirecek çoğu şeyden mümkün mertebe uzak kalmaya, internet denen uçsuz bucaksız dünyaya bayılırım.
1997 yılında başlayan ve 2003′ e kadar süren bir müzik hayatına sahibim. Türkçe Rap dalında, prodüktörlüğünü yaptığım üç albüm yayınladım. Bir çok (bir kısmı şimdi “çok” ünlü) grup ve sanatçıyla birlikte çalıştım. Profesyonel ses kayıt stüdyosu ve plak şirketi işlettim. Başta H2000, H2001, Mia Skate Park, J&B Techno Festival olmak üzere onlarca konser ve festivalde sahne aldım. Bir çok televizyon ve radyo kanalında, bir çok gazete ve dergide müzikal çalışmalarım ile yer aldım.
O zamanki Aria’ nın Extra Card ürününün (Aria’ dan Extrta Extra Card, sana bana ona buna Extra şart… Nırınım nırınım..)
televizyon reklamlarındaki rap vokal şahsıma aittir.
Şu an hali hazırda sahibi ve Yayın Kurulu Başkanı olduğum SH Dijital bünyesinde yaptığım çalışmalar ile dünyanın en prestijli sanat kataloglarından biri olan Artvisit’ in ikinci baskısında yer aldım.
Dünyaca ünlü kişilerin biyografilerini içeren Who İs Who – Kim Kimdir isimli ansiklopedide özgeçmişim yer almakta.
2001 ve 2002 yıllarında biri Bursa, biri İstanbul’ da düzenlenen iki ödül töreninde, halk ve jüri oylarıyla “Yılın Basın Ödülü” ni kazandım.
Bekarım. Yalnız yaşıyorum.
Asıl mesleğim gazetecilik. Halen kendime ait internet haber sitesinde köşe yazarlığı yapmaktayım. Ayrıca zaman zaman farklı yayın organları ve internet mecralarında köşe yazılarım yayınlanmakta.
Bunların yanında Kreatif Direktör sıfatıyla görsel / sanatsal çalışmalar yapmakta, web geliştirici ünvanıyla çeşitli internet siteleri ve web projeleri üzerinde faaliyet sürdürmekteyim.
Hayatımı bu üç meslek ve faaliyet ile idame ettirmekteyim.
İP’ in Silivri İlçe Başkanlığı’ nı bir yıl süreyle yürüttüm ve 2007 seçimlerinin ardından, seçim öncesi verdiğim “başarısız olursak ayrılırım” sözünü tutarak istifa ettim. Halen aynı partinin üyesi ve ilçe kayyum heyeti başkanı olarak siyasi çalışmalarıma fırsat buldukça devam ediyorum.
Yapılan bir testte 165 IQ’ ya sahip olduğum gözlendi.
1.85 boylarında, 85 kilolarında, yeşil gözlü, kumral bir kişiliğim.
Dedem şıh idi..
Uzun zaman oldu blog girdisi yazmayalı.. Epey zaman oldu.. Günlüğümü ilk açtığım aylarda (sanırım geçtiğimiz yılbaşıydı) bir şeyler çiziktirmeye gayret ettim.. Sonra, boşladım.. Zaten o yazılarımın hepsi de eski tasarımla birlikte uçtu gitti. (Yeni sunucumuzun eski kullandığım BoastMachine’ yi desteklememesi, benim de kasıp programlamaya girmemem buna sebep..) Yeni blogu Tete’ nin de gazlamasıyla WordPress’ e dönüştürdüm. Laf aramızda, bizim Gezegen‘ cilerin yazılarından oldukça merak ediyordum WordPress’ i ama deneme şansım olmamıştı. İlk intiba olarak gayet memnun kaldığım söylenebilir.
Tedbil-i mekanda ferahlık vardır demişler.. Ofisi taşıdık, götürdük yad ellere. Evi taşıdık, gayet güzel tek yaşamaya başladık. Şu an için her şey yolunda.
Benim yarasaya dönüp Ramazan ve sahur üşengeçliği ile sabah 5′ te yatıp öğleden sonra kalkmamı saymazsak gayet düzenli gidiyor.. (Bu da bir düzendir efendim, sabah erkenden yatıp akşam erkenden kalkıyoruz işte..)
Bu aralar iç dekorasyon ile haşır neşirim.. Gg’ den Barış sağolsun İkea ile evim arası mekik dokuyor. Ben sabaha karşı bir şey beğeniyorum, Barış gündüz ben uyurken mailimi alıp İkea’ nin yolunu tutuyor.
Ha tabi en büyük sorunum, sunucuları değiştirmemiz ile birlikte devredışı kalan yaklaşık 80 site. Ivır zıvır işler, uyumak ve yeme-içmeden fırsat buldukça siteleri taşıyorum. Ömrüm bir şeyleri taşımakla geçiyor.. (İki yılda üç ofis, bir ev, iki defa da sunucu taşıdık.. Seferi oldum.. Benden daha seferi olan ise klima servisi.. Ben nereye, bir hafta sonra klimam peşimden oraya.. Keşke şunun seyyarları olsa..)
T-Shirt işine merak salmış durumdayım bir de.. Kaan Göktaş imzalı ve tasarımlı t-shirt modelleri üzerinde çalışıyorum. Az kaldı Paris’ in göbeğine “moda dehası” olarak da düşeriz yakında.. Hehe.. Şaka bir yana.. Onu ayriyeten yazacağım ama.. İlginç bir şeyler geliyor. Yasemin sağolsun..