iki yazı aşağıda bahsedilen davalar açılmıştır.. bundan sonra söz konusu olayla ilgili “mahkemeye yansımış bir konu, dava sonuçlanana kadar bir şey diyemeyiz, adalete güveniyoruz” kelimelerini kullaniciiz.. :)
[edit : kimi ahlaka mugayır internet sitelerinde, üyelik sistemi olan forum tipi yerlerde "dergisahibi" rumuzuna rastlıyorum. kaan göktaş olarak "dergisahibi" müstear ismini kullandığım ve bu müstear isimle yazı yazdığım tek yer www.itiraf.com' dur. duyurulur.]
Antalya’da “Dinin ve Kadının Türban ile İstismarı” konulu konferansa katılan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şahin Filiz, “Dinimizi öğrenmek için sadece Kuran’ı kaynak alabilir miyiz” sorusunu , “Kuran sek içilmez, yanında başka kaynakları da incelemek gerekir” diye yanıtlayınca tartışma çıktı. Bunun üzerine bir katılımcının, “Bizi Peygamberimizden ve dinden soğuttunuz. Kuran’ı alkollü bir örnekle açıklayamazsınız” sözleri üzerine salonda tartışma çıktı ve konferansa son verildi.
19-27 nisan arası izmir kitap fuarı var.. sordular bana.. “apartopar izmir fuarı mı, biraz daha bekleyip istanbul fuarı mı?” diye.. e doğal olarak.. istanbul fuarı efendim.. nisan sonunda ilk kitabımız ADEM BABA DÜNYAYA PARAŞÜTLE Mİ İNDİ? baskıya giriyor..
TCK Madde 132/3 : Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Madde 132/4 : Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
Madde 125/1 : Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Madde 125/3-b : Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
Madde 125/4 : Ceza, hakaretin alenen işlenmesi hâlinde, altıda biri; basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, üçte biri oranında artırılır.
ne eder?
en alt sınırdan hesaplarsak, 132. Madde’ den 9 ay.. 125. Madde’ den bir yıl üç ay.. toplaaaam.. iki yıl.. en az..
itiraf.com’ u sanırım bu siteyi yani beni takip eden herkes biliyor.. ve benim o sitede “dergisahibi” isimli itirafçı/yorumcu olduğumu da.. bunu hiç gizlemedim.. hatta “dergisahibi.com” domaini ayrı bir site olarak yayın yaparken, “kimdir bu dergisahibi” diye link verip buraya yönlendirmiştim.. e bir çoğunuz da özel mesaj atarak benim dergisahibi, dergisahibi’ nin ben olduğumu öğrendiniz.. hayatımda sanal kimlikler ya da müstear isimler arkasına hiç saklanmadım.. bir istisna askerde yaşanmıştı, askerliğimi yaparken köşe yazılarıma devam ediyordum o zaman çalıştığım gazetede. genelkurmay hakkımda soruşturma başlattı. davanın hazırlık kısmı sürerken, iki yazıyı “bahri kozoğlu” takma ismiyle yazdım.. ama sadece isim değişti.. üslup da, konular da “ben kaan’ ım diye” bas bas bağırıyordu. anlamayan olamazdı yani. zaten iki yazı sürdü bu önlem, sonra dava düştü, ben kaan göktaş olarak yazmaya devam ettim.. isimlerin arkasına saklanmak bana göre değil. arkasında durmayacağım şeyi yazmam, yazdığım şeyin arkasında dururum. eğer orada yazacağım şeyler, benim “ben” olarak yazdığımda utanacağım şeyler olsaydı, zaten ya yaşamazdım o olayları, ya yazmazdım.. e gizlenecek bir şey olmadığına göre, şeffaflığın kime ne zararı var?
varmış.. ya da bazen olabiliyormuş..
dün bir itirafım yayınlandı orada.. başımdan geçen adli bir olayı biraz mizahi bir dille anlatıyor. yorumcu arkadaşlardan biri, orada anlattığım olayı, biraz aşağıda “hak, hukuk, adalet 2″ de anlattığım olayla karşılaştırmış.. en iyi ihtimalle bakarsak, yani “aynalama” yaparsak, kızcağızın hukuki terimlere olan hakimiyeti zayıf, olayları karıştırmış.. biraz “bilgiç” bir üslupla (ki bunu da genel üslubuna verelim hadi) “o yazdığın aslında öyle değil böyle” demiş.. hatlar iyice karışmış..
neyse..
konu kimin ne yaptığı değil.. orada yazdığım itirafı da burada anlatayım bari ki, iki olay arasında “illiyet” bağı kurmaya çalışanların kafası karışmasın daha fazla..
ergenekon konusunda yayın yasağı var.. basın savcısı ergenekon haberleri yapanlara, yayın yasağına uymadıkları için dava açmış. irili ufaklı bir çok yazar ve gazete var. ben yokum.. iki ihtimal var.. savcı amca beni sallamıyor.. savcı amca beni unuttu.. ilki geçerliyse “sallatmak” lazım.. ikincisi geçerliyse “sorumlu yurttaş” olarak savcının hatasını telafi etmek. konuyu anlatan, benim de ergenekon haberleri yaptığım, ancak yargılanmadığım, üstelik istanbul yerel gazeteciler derneği’ nin yöneticisi olarak davanın derneğimizin ilgi alanına girdiğini, davada hem gazeteci, hem dernek yöneticisi olarak yargılanıp, yayın yasağına karşı savunma hakkı kullanmak istediğimi anlatan bir dilekçe yazdım.. hakime havale ettirdim.. hukuki mevzuat yüzünden benim kendimi o davaya “sanık” atatma şansım yok.. “müdahil” olarak kabul edildim.. daha önce de olmuştu benzer bir olay.. silivri’ de yaşanan bir çocuk pornosu operasyonunun ardından, tutuklanan şahsın eşi, kocası hakkında çıkan haberlere yasak talep etmiş, ben de dernek yöneticisi olarak davaya müdahil olarak katılmak istemiştim. o talep de kabul edilmiş, diğer arkadaşlarla birlikte davaya iştirak etmiştim..
uzun süredir gündemdeydi.. hatta hollanda’ da ve almanya’ da yaşayan iki okurum, konuyla ilgili bana uzunca birer e-posta dahi atmıştı.. hollanda’ daki bir siyasi liderin 15 dakikalık bir filmi.. ismi “fitna”.. sloganı “islamlaşmayı durdurun”.. 11 eylül görüntüleriyle başlıyor, mollaların cihad çağrılarıyla, çarşaflı kadınların, küçük kızların görüntüleriyle, bir iki sarıklı-sakallı vatandaşla yapılan röportajla, iran’ dan idam görüntüleriyle falan sürüyor.. aralarda kuran ayetleri var..
hollanda’ da televizyonlarda yayınlanmasına devlet izin vermemiş.. yapımcısı bir internet sitesi kurmuş ama internet servis sağlayıcı son anda gelen / gelecek tepkiler yüzünden vazgeçmiş.. yapımcısı da youtube’ da yayınlamış en son çare.. izledim bugün..
önce durum tespiti :
islam’ ın dünyadaki imajı nedir? maalesef ve maalesef “şiddeti”, “öldürmeyi” teşvik eden, “cihad” emreden, “başkalarının düşünce ve yaşam haklarına taviz vermeyen” bir din..
ne demişti zamanında kardinalin biri.. “içerdiği şiddet unsurları nedeniyle kuran’ ın tamamını okuyamadan yarım bıraktım”..
peki bu imajın sorumlusu ve sebebi kimdir?
batılılar mı? hristiyanlar mı? yahudiler mi? ergenekon örgütü mü? (bu aralar her şey onlardan biliniyor ya..)
bu imajın tek sorumlusu ve sebebi “müslümanlar” dır..
1400 yıl öncesinin şartlarına göre inmiş “öldürüşme” ayetlerini, bugün de geçerli birer emirmiş gibi çeviren ve uygulayan kim? müslümanlar..
muhammed peygamber’ in şiddet içerikli karikatürleri çizildiğinde düşünsel / fikirsel mücadele yerine şiddeti tercih eden kimdi? müslümanlar..
hollanda’ nın ortasında “müslümanlara katil diyenlerin boyunlarını uçurun” pankartı açan kimdi?
ya “tanrı hitler’ i korusun” pankartlarının sahipleri?
salman rüşdü’ ye, reşad khalife’ ye, turan dursun’ a, richard dawkins’ e “katli vaciptir” fermanı verenler?
danimarka’ da muhammed peygamber’ in karikatürlerini çizenlerin başına ödül koyanlar?
11 eylül’ ü “cihad” için gerçekleştirdiklerini söyleyenler kimlerdi?
bunların hepsini “biz” yaptık..
ve “müslümanlar” , “islam şiddeti öğütleyen bir dindir diyenlerin katli vaciptir” derken, “onlar” filmleriyle, kitaplarıyla buna dikkat çektiler sadece..
haklıydılar..
geçtiğimiz gün yine bir haber vardı.. almanya’ da “müslüman” türk genciyle alman gencinin maceralarını anlatan bir çizgi roman ders kitaplarına konmuş.. hikayelerde “imam” dan fetva alan “müslüman” ali, kız kardeşiyle gezip tozan alman gencini dövüyormuş…
biz kendi dinimizi tanıtmaz, anlatmazsak, onu “tanıtmak” bu şekilde başkalarına düşer..
biz kendi dinimizi tanımazsak, onu bize tanıtmak da “mollalara”..
fitna’ yı herkesten önce “müslümanlar” izlemeli..
“müslümanlığın” nasıl “tanıtıldığını” görmeli..
bunun sebepleriyle yüzleşmeli..
15 dakikada gösterilen dört ayet var.. dördü de kuran’ ın en “sert” ayetleri..
inandığımız, “tek rehber” kabul ettiğimiz, ilahi söz, tek kelimesi değişmemiş, “yaşayan mucize”, “nefes alan metin” kuran’ ın dört ayeti..
dördünün de “aslında” tercümesi ve açıklaması çok çok basit..
anlamak ve anlatmak isteyen için..
atatürk’ ü putlaştıranlar atatürk’ e en büyük zararı veriyor.. muhammed peygamber’ i putlaştıranlar, muhammed peygamber’ e..
hukuk kariyerimin yüzbilmemkaçıncı, devam eden 64. davam bugün başladı ve bitti.. konu; ergenekon.. ayrıntılar azzz sonra
edit..
geldim efendim.. benim bi dizüstü bilgisayarım vardı.. daha doğrusu varmış.. ofisi taşırken eve getirmiştim, bi süre sehpa üstü dekorluğu yaptı, ardından dekor değişince bi kenara kaldırıldı, kaldı öyle.. geçen gün ardiye olarak kullandığım balkonu karıştırırken “aa benim kablosuz modemim varmış” diye bi sevinç çığlığı atmıştım.. unutulup kalmış orda.. onu bulup çıkarıp wi-fi teknolojisine geçince laptop da aklıma geldi.. eve taşındığımdan beri bütün işlerimi masaüstümdeki canavarla hallediyorum.. pardus‘ un bütün hünerlerini sergileyen tamamen kendime göre özelleştirdiğim bi alet.. açıyorum mesela bilgisayarı, ben ellemeden sevdiğim şarkıları başlıyor çalmaya, e-posta sunucularına bağlanıp postaları indiriyor koyuyor önüme, takip ettiğim haber sitelerinin rss beslemelerini alıp açıyor “al oku” diyor.. “hadi bi kahve getiriver bana, şekeri bol olsun” diyorum, bi onu yapmıyor.. tek eksisi o.. neyse, elim ayağım haline gelmiş bi alet kısaca.. bi dezavantajı var.. bütün bunlar için masabaşına ve onun karşısına muhtacım.. evin dışındayım mesela, bütün posta ayarlarım onun alıp yüklemesine göre yapıldığından postalarımı okuyamıyorum.. e haliyle onunla aynı görevi görecek ama beni masabaşına hatta eve muhtaç etmeyecek bir şey lazım.. işte o zaman laptop hatırlandı.. çıkartıldı, tozu ve gönlü alındı, aslansın kaplansın diyerek motive edildi.. söylemesi ayıp 8 aydır kullanmadığımdan giriş şifresini unutmuşum, e pardus bu dandik windows gibi kandıramıyorsun da, şifre yoksa alet açılmıyor öldür allah sokmuyor seni içeri.. çaresine bakıldı.. pardus’ u güncellendi falan.. tek eksiğimiz kablosuz ağa bağlayamadık daha.. üzerinde çalışıyoruz.. onu da yaparsak bundan sonra çalışma odamda pufların üstünde yatarak yaziciim yazılarımı.. şahtım şahbaz olcam yani kısmetse.. şu an da bu yazıyı onda yazıyorum.. gerçi emekli olma zamanı gelmiş, askere gitmeden önce almıştım ben bunu, nerden baksan 6 senelik bi bilgisayar.. gözüm macbook‘ larda bu ara.. fırsatını bulsam alıcam.. (okuyup da hediye etmek isteyen olursa hayır demem, :P)
neyse..
bi haber sitemiz var.. sahibi olduğum şirkete ait.. ben yayın kurulu başkanıyım.. siyaset üzerine köşe yazıları da yazıyorum orada.. ergenekon tertibi operasyonlarının ardından olayları irdeleyen iki yazı yazdım.. (aşağıda vardı linkleri) bir-iki de haber yaptık.. vatandaşın biri, mensubu bulunduğum siyasi partinin de ergenekon tertibi’ nin içerisinde başrol oyuncusu olarak isminin geçmesinden hareketle bana vermiş veriştirmiş.. ne “pkk üyeliğim” kalmış, ne “pkk’ ya silah temin etmem” , ne “vatan hainliğim”… şimdi ne yapacaksın bu durumda? üç seçeneğin var.. ya susacaksın, ya polemiğe gireceksin ya da.. susmak hayatımda başaramadığım bir kaç şeyden biri.. polemiğe girsem, bunları inanarak yazabildiğine göre, idrak kabiliyetinde kısıtlar var demektir, hem vakit, hem sabır kaybı.. hem de gereksiz muhattabiyet.. üçüncü yolu seçtim..
bir dilekçe hazırlayarak hem benim haberlerimi ve yazılarımı, hem gelen yorumu dilekçeye ekledim.. “eğer bu kişinin söyledikleri doğru ise, bunları ih bar kabul edin ve soruşturun, cezamı verin” dedim.. koşa koşa savcıya gittim.. bugün dilekçem işleme konuldu.. cumhuriyet savcısı biraz gülerek ve şaşırarak karşılasa da durumu.. adam bi yandan haklı, biri çıkıp geliyor ve “benim suçlu olduğum söyleniyor bi bakar mısın öyle miyim hakkaten” diyor.. “suçluysam ver cezamı” diyor.. kendi kendini ihbar yani.. yarım saat kadar sürdü, bütün iddiaların yalan ve mesnetsiz olduğunu, gerçek dışı ve iftira olduğunu hukuk önünde ispatlamam.. savcı kapı gibi “takibe gerek yoktur” u verdi..
sonra… bu defa sıra bana geçti.. yorumu yazan vatandaş hakkında şikayetçi ve davacı olduğumu belirttim aynı savcıya.. sen hem bana hakaret edeceksin, hem kargaların bile güleceği iftiraları bana yapıştırmaya kalkacaksın, hem yazında tehditler var.. hem de ülkenin böyle gergin olduğu bir durumda insanları bana karşı kışkırtmaya çalışacaksın.. hani bunun cezası? “öbür tarafta” ceza beklemek iman 1.0′ da kaldı.. yok öyle yağma..
velhasıl kelam, talebim ve savcının incelemesi sonucu, suç duyurum işleme konuldu.. yorumları yazan vatandaş önce tespit edilecek, ardından sorgulanacak ve sonra da yargılanacak.. cezası da az değil bu işlerin.. e bi de bunun tazminatı var..
boşuna dememişler, yaşasın adalet diye :)
yarım saatlik ergenekon şüpheliliğim kutlu ve mutlu olsun efendim..
Yaptığı bir haber nedeniyle SH Dijital Yayıncılık Yayın Kurulu Başkanı Kaan Göktaş’ ı, ofisini basarak yaralayan Hayrettin Yıldırım’ a tazminat davası açıldı.
olay iki :
2003 yılında Gazeteci Kaan Göktaş’ ın sokakta yolunu keserek yaptığı bir haberden ötürü kendisiyle münakaşaya girişen ve “ölümle tehdit eden” üç öğretmen, beş yıldır süren yargılamanın sonucunda “delil yetersizliği” nedeniyle beraat etti.
geçtiğimiz günlerde bir tane daha “asansörlü rüya” yorumu gelmişti. bunla iki etti :
“merhaba.2 gündür yazacağım sana bir türlü fırsat bulamadım.geçen gece rüyamda gördüm yine seni ve uyandığımda o kadar net hatırlıyordum ki inanamadım.senin çalıştığın yere gelecekmişim.9.kattaymış büron.asansörle çıkıyoruz ama bozuk asansör ve ellerimizle duvardan güç alarak asansörün çıkmasını sağlıyoruz ve birden asansör fırlayarak gökyüzüne doğru gidiyor. sonra da binanın çatısına düşüyor ama karlarla dolu her yer.ben binanın içine giriyorum,10.kat yazısını görüyorum ama sanki fırtına var binanın içinde.senin 9. katta olduğunu hatırlıyorum ve yanına iniyorum.”
yükselen ben değilim, alçalan duvarlar..
bu arada.. yorgan döşek gribiz efendim iki gündür.. ama yine de kurtlu yanımız rahat durmadı ve arada sitenin uzun zamandır kullanılıp artık eskiyen arayüzünü değiştirdi..
sunucularımızı değiştirdiğimiz için (şahsımıza ait olan web geliştirme şirketi sh dijital’ de yapısal ve kurumsal bir değişikliğe gittik, ayrıca hem bu site, hem yeni açılacak olan aklinikullan.net yoğun ziyaretçiyi kaldırması için daha hızlı ve iyi bir sunucuya ihtiyaç duyuyordu/duyacaktı) bir gün yayında olamadık.. önceden haber veremediğimiz için kusura bakmayın ancak bizim için de ani oldu planlarımızı biraz erkene almak zorunda kaldık.. lakin artık daha hızlıyız.. cillop gibi yeni sunucumuzdayız.. hayırlı olsun efendim.. hoşbulduk.. :)
kitapçımız yakında açılıyor.. ana sayfa hazır.. bir haftaya kadar vitrin kısmı ile faaliyete geçeriz.. içerisi ise iki hafta içinde hazır olacak.
[görsel tasarım baştan sona önder "dayko" tazcan' a ait.. birebir el çizimi.. site bi tamamen bitsin, çizim aşamalarını sıfırdan son hale kadar olanı yayınlayacağım belgesel tadında.. şimdi iş "tete" tamer tezcan ile bana kaldı..]
bahar geldi kendimi bağa bahçeye vurdum.. tabi evden çıkmayı pek tercih etmediğimden, evi bağ bahçe konumuna getirdim.. can flowers / konserve çiçekler diye bişi var.. böyle bildiğimiz konserve kutusu.. içinde toprak, gübre ve tohum var.. konserve açar gibi üstünü açıyosunuz, başlıyosunuz sulamaya.. aynen bildiğimiz çiçek yetiştirme olayı gibi, güneşidir ısısıdır dikkat ederek.. neyse efendim bir hafta içinde filizleniyor bizim konserve.. ve bir süre sonra konserve kutusu saksısı olan çiçekleriniz oluveriyor.. 6′ lı set aldım.. şimdilik üçü filiz verdi.. biri ayçiçeği.. balkonumda kocaman bi ayçiçeğim olcak.. % 100 doğal organik çekirdek çitlicez yaza.. diğerleri de menekşesinden tut da mimozaya kadar türlü çeşit.. çalışma odama da üç güzel çiçek konumladım.. onlar bildiğimiz çiçek.. saksıları falan var.. ama limon yeşil yapraklarını yiyor.. otobur oldu hayvan..
[bebekleri merak edenlere özel not : zibidilerin gözleri açıldı, boncuk boncuk bakıyolar etrafa.. az kaldı bu hafta yürürler..]
bir kaç gündür yine yazmadık boşladık.. durum raporu geçelim..
aklinikullan.net’ in vitrin tasarımını yapıyoruz dayko ile.. demiştim ya klasik satış sitelerine benzemeyecek, dükkan havası verecek diye.. siteye ilk girdiğinizde elle çizilmiş, karikatür formunda bir dükkan karşılayacak sizi.. tabelası, kepengi, vitrini ile.. vitrinine tıklayıp en son çıkanları, en çok satanları göreceksiniz yine karikatür formunda.. kapıya tıklayıp içeri gireceksiniz.. dükkanın içi yine el çizimi.. bir yanda raflar kitaplar, öbür yanda kasa, kasanın başında yaşlı tonton kitapçı amca.. bir köşede atölye.. tıkladığınızda mutfakta ne var, yeni çıkacak kitaplar hangileri görmek için.. raftaki kitaplara tıklayıp inceleyecek, seçtiklerini kasaya götüreceksiniz.. kasadaki tonton amca sizinle konuşacak.. indirim isteyeceksiniz indirim yapacak.. hani öyle kırk küsür sözleşmeyle yasal uyarı ile bilmemneyle boğmayacak sizi.. köşe başındaki bakkaldan alışveriş yapar gibi.. şahane bir şey oluyor.. çizimler bittikten sonra tete ile ben web tasarım ve programlama yeteneklerimizi konuşturacağız..
öte yandan ADEM BABA DÜNYAYA PARAŞÜTLE Mİ İNDİ? sona geliyor.. tahsis tam anlamıyla bitti. sonlanmış dosya yayınevine geri gidiyor yarın.. tekrar prosedür gereği bir okuma yapacak yayınevi editörleri. sonra sayfa mizampajına geçilecek. bu arada kapakta karar kılındı büyük oranda.. sonra hepsi birden matbaaya.. yayınevini çok sıkıştırdım piyasaya çıkış tarihini kesin olarak açıklayalım okura, sabırsızlansınlar iyice diye ama.. yayınevi şimdilik tarih vermeye sıcak bakmadı.. kitaplar matbaanın rulolarında dönmeye başlayınca tarihi verelim aksilik olmasın mahçup duruma düşmeyelim dediler… sabredin biraz daha..
İMAN 2.0 isimli yazımız üzerinde kuluçkadayız.. yazarlık kariyerim (ki yaklaşık 10 yıldır köşe yazısı, makale vs. yazıyorum) süresince en uzun süren yazı oldu.. normalde yarım saat ile bir saat arasındadır benim parmaklarımdan bir yazının dökülmesi.. bu neredeyse bir haftadır devam ediyor.. çünkü daha ilk harfini bile yazmadım.. beynimde oluşuyor yazı.. beynimde oturuyor.. beynimde biter bitmez yine yarım saatte kağıda dökülecek ama.. kuluçka evresi daha bitmedi.. beni de sancıya boğdu.. bu kadar sancılı geçtiğine göre yaratım süreci.. güzel bir yazı olacak sanırım.
zira güzel olması da lazım. İMAN 2.0 yazısı bundan sonraki iki (hatta belki üç) kitabımızın temeli olacak çünkü.. ikinci kitap ve üçüncü kitap, İMAN 2.0 ‘ ın anlattıklarından yola çıkacak.. her iki kitabın bir nevi ilk bölümü, önsözü olacak bu yazı..
onun dışında dünyevi işlerimizi sürdürüyoruz.. üçüncü şahıslara yaptığımız bir iki web sitesi var.. üstlerinde efor sarfediyoruz.. yavrular büyüyor.. henüz gözleri açılmadı, bütün gün uyuyorlar.. ve beyaz olan (dişi olan) bana hırlıyor :) henüz 10 günlük olmasına rağmen hırlıyor, sinirleniyor elime aldığımda..
durum böyle.. şimdilik.. sevgiynen. :)
(bu arada popomundo isimli bir oyuna heves ettim bu aralar.. çok zevkli..)
2004′ ten bu yana her yıl 7 Mart’ ta aynı yazıyı yayına koyuyorum.. “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” nün içini boşaltıp “kokonalar günü” haline getirenler için…
bunlar bir grup adam.. böyle kelli felli bıyıklı takım elbiseli falan.. yer de heralde bi düğün salonu.. çoluk çocuk, kadınlar falan da var.. lakin.. piste çıkan vatandaşlara ne verdilerse.. yani ya gazozlarına bişi kattılar.. ya ne biliim bunlar pudra şekeri diye ham eroine yumuldu.. yani normal alkolün yapabileceği bi etki değil.. manzara bu :
kolbastı.. hastasıyım.. ama sadece izlemenin (şimdilik).. kareografi falan yok.. ya da varsa bile ben çözemedim henüz.. ayakları sağa sola öne arkaya allah ne verdiyse sallıyosun.. kolları “gak gak gubarak” yapıyosun.. arada bir yer değiştirip, arada bir de kendi etrafında dönüyosun.. tam benlik bi oyun.. en kısa zamanda fırlayıp bi piste oynamayı düşünüyorum..
sesimiz soluğumuz çıkmıyor diye boş oturuyoruz sanmayın..
ilk kitabımız
ADEM BABA DÜNYAYA PARAŞÜTLE Mİ İNDİ?
nin kapak tasarımıyla meşgulüz bir yandan.. üç kapak tasarımı içerisinden birini yayınevine beğendirmeye, bu esnada yayınevinin kapak üzerinde bir iki ufak önerisini değerlendirmeye çalışıyoruz..
diğer yandan önsözün ve kitaptaki sonradan göze çarpan bir iki ufak harfin hecenin tahsisini yapıyoruz.
bugün yayınevine bir teklif götürdüm;
24 sayı dergi, o esnada 6-7 sayı gazete, daha önce başka bir gazetede haber müdürlüğü… sayısız internet sitesi ve görsel ajans çalışması..
mizampaj ve tasarım konusunda hayli iyi sayılırız çok şükür..
“mizampajı da biz yapalım” dedim yayınevi sahibine..
ilk önce şaşırdı, sonra nedenleri (zaman, maliyet, kafamızdakini tam olarak kağıda dökülmesi, kelimelerin görsellikle desteklenmesi vs vs) ortaya koyunca aklına yattı gibi..
sanırım Türkiye’ de bir ilk olacak bu; bir yazar ki, hem kitabı yazıyor, hem tahsisi yapıyor (fatma’ nın % 90 emeğiyle), hem kapağı yapıyor (”dayko” önder’ in % 90 emeği ile) hem de mizampajı yapıyor..
hani utanmasam, “matbaayı gösterin de makinaların başına geçip basıvereyim iki günde” de diyeceğim..
kitapta durum bu.. şimdilik her şey gayet güzel, stabil hızında gidiyor..
öbür yandan ise..
önder buradaydı bu akşam yine..
hani bir zaman önce size bir şey anlatıp sormuştum..
kitaplarımızı ulaşamayana, en ufak beldedeki, ilçedeki okura, yurtdışındakine, ucuz almak isteyene, kalkıp kitapçıya gitmeye üşenene… ulaştırmak için bir internet sitesi yapacağız demiştim.
sizden de isim istemiştim. isim sizden gelen teklifler içinden çıkmadı maalesef.. iş başa düştü, şu garibin beyin kıvrımları arasından silkelendi döküldü yine..
sitemizin ismi AKLINI KULLAN . NET
aklinikullan.net diye yazacağız tarayıcılarımızın adres çubuğuna..
Kuran’ ın 30′ dan fazla verdiği bir emir..
bizim ilk kitabımız olan ADEM BABA DÜNYAYA PARAŞÜTLE Mİ İNDİ? nin kapağında aktardığımız emir..
önder ile sitenin ilk çizim çalışmalarını yaptık.. öyle diğer internet satış siteleri gibi klasik bir şey olmayacak..
çizgi animasyonlarla, renkli çizgiler, diyaloglar ile alışveriş yapacağınız bir site olacak..
hem benim kitaplarımı, hem de benim tavsiye ettiğim din bilim ile ilgili diğer kitapları satın alabileceksiniz.
piyasa fiyatının daha altına..
şu an proje üzerinde dayko çizim çalışması yapıyor.. ben olayı kafamda oturtuyorum.. dayko çizimleri yapıp, ben de ilk tohumları atınca, devreye tete girecek.. bizim tamer, önder’ in abisi..
bu site hariç (bunu ben yaptım, ehem ehem) bizim şirketin bütün sitelerinin, müşterilere yaptığımız her web programlama işinin arkasındaki gizli kahraman..
Sabah haberi aldıktan sonra gelişmeyi sıcak sıcak sizinle paylaşmıştım. Sonrasında gayet sevinçli ve huzurlu bir gün geçirdik.
Ozan Yayıncılık’ tan çıkacak kitabımız.
Şu an tek eksik, yayın evinin bizim Önder “Dayko” Tezcan ile tasarladığımız, biraz mizahi kapağa alternatif istemesi..
Akşam Önder sağ olsun yine geldi koşa koşa.. Gündüz telefon açıp alternatif kapak yapacağımızı söylemiştim. Gündüzden hazırlanmış.
Oturduk bilgisayarın başına.. Dergi sabahlamalarımızda olduğu gibi, makara kukara iki kapak daha tasarladık.
Şu an kitabın üç kapağı var.. İçlerinden biri seçilecek..
(Bu arada kapakları yaparken, bir yandan da geyiğin dibine vurmuşken, Dayko’ yu Googol’ un 23 Nisan için açtığı Logo Yapsana yarışmasına katılmaya ikna ettim. “Eski” görsel yönetmeni olarak tasarlayacağı logonun ilk fikirlerini de ben ateşledim. Eğer üşenmez de katılırsa, ki kendisi üşendiği için iki defa ÖSS başvurusu kaçırmış bir insandır, Önder bu yarışmayı kazanır.)
Dr. Edip Yüksel’ in yazdığı önsözün de tahsisi yapılıyor aynı anda. O da yarın biter. Ondan sonra yayın evine kalacak her şey..
Şimdi gelelim kitabın ismine..
Kitabın ismi İnsanın Doğum Günü..
Değil.. :)
Şöyle açıklayayım.. İDG kodu bizim bundan sonraki İslam ile ilgili tüm kitaplarımızın da kodu.. İDG bir sembol bizim için. İDG’ yi gördüğünde , duyduğunda anlayacaksın ki, Kaan yazmış bunu..
Bu kitabın kod adı İDG 1..
Açılımı; İnsanın Doğum Günü..
Mesela ikinci kitap da İDG 2 olacak. Açılımı değişecek. Doğum Günü kısmı aynı, İ’ nin uzantısı harf kümesi değişecek sadece..
Kendi aramızda bahsederken ona İDG 2 diyeceğiz. Ama ismi değişik olacak.
Bunda olduğu gibi..
Bu yüzden İDG sembolünü, bu kitapta, arka kapakta kullandık sadece..