coming soon
31 May 2008 ben.. Atıp tutan yokY.D.M.S.Y.D.M.S. (bu sefer kısaltma çok uzun tuttu, kısaltma bile denmez yani buna, kısa değil çünkü, bundan sonra “üçüncü kitap” diye hitap edelim kendisine) projesi hakkında bilgi çok yakında :)
Y.D.M.S.Y.D.M.S. (bu sefer kısaltma çok uzun tuttu, kısaltma bile denmez yani buna, kısa değil çünkü, bundan sonra “üçüncü kitap” diye hitap edelim kendisine) projesi hakkında bilgi çok yakında :)
* AkliniKullan’ da satılan kitap çeşidi 450 kadar olmuş.. bu arada tete’ nin yoğun çabalarıyla, bir kitap arama şeysi ekledik siteye.. güzel oldu.. bu arada, AkliniKullan’ da her 10 ytl’ lik alışverişe 1 ytl hediye çeki kampanyasına da başladık.
* ilk kitabımız olan “Adem Baba Dünyaya Paraşütle mi İndi?” nin ön sipariş satış rakamı iki haftada 100′ ü geçti. kitabın henüz piyasaya çıkmadığını düşünürsek gayet umut verici bir rakam. bu arada kitabın baskısıyla iştigal ediyoruz bu günlerde. önümüzdeki günlerde güzel haberler verebilirim.
* kedili ev’ de durumlar süper. şeytan, accaip zeki bir kedi. adını öğrendi efendim.. “şeytan” diyorsun koşa koşa geliyor. sokak kedilerinin bu özelliğine bitiyorum, evrimin ve genlerin bir hediyesi. cins ev kedilerinden daha zekiler. üvey kardeşleriyle uyum sorunu çözüldü, üvey anne-baba bizimkine alıştı.. fıçı ile boncuk ise günden güne büyüyüp şişmanlıyor. ikisi de babaya benzeyecek. fıçı’ ya boşuna fıçı demedik tamam ama.. boncuk bari kız başıyla zayıf kalaydı :) bu arada sanırım iki ay sonra yeni yavrularımız olacak :) kahrolsun kedi-aile planlaması :)
* evde bahar temizliği – bahar tadilatı – bahar restorasyonu işlerine giriştim-girişiyorum. çalışma odamı ve yatak odasını 9 ayda anca tamamen kendi stilimde restore etmeyi, şekil şemal vermeyi başardım. bu esnada salon, mutfak yetim kaldıydılar. onlara el atıp, çalışma odamla yatak odasına da bir iki fırça darbesi.. yaşasın bahar..
* yatak odamın camında çim yetiştirmeye başladım.. türlü çeşit çiçek denedim olmadı.. ölüverdiler hepsi.. sağolsun yavrular, en son kalan iki çiçeğimi de yediler.. çareyi çimde buldum.. normal çim değil ama.. kedi çimi denilen bi olay.. kediler yemeye bayılıyor bunu.. bu arada ben de kendimi sınırlı hatta minimal de olsa toprağa ota kuşa verip relaks oluyorum. planım yaz boyu balkonda da maydanoz, dereotu falan yetiştirmek. bir de fesleğen merakım var. onu da yetiştircem.
* filtre kahve olayına merak saldım. bu arada ona merak salarken öğrendim ki, bizim nescafe diye içtiğimiz, normal yani filtre kahve elde edilirken ortaya çıkan tortudan başka bir şey değilmiş. tavsiye ederim.
* bu arada filtre kahve içecekseniz ve benim gibi ehl-i keyf bir insansanız zaman ayarlı kahve makinesi öneririm. akşamdan kahveyi suyu içine koyuyorsun, alarmı kuruyorsun, sabah o saatte alet çalışıp kahveyi yapıyor. ha bende yok orası ayrı. paraya kıyan alır :) lakin yine kısa süreli de olsa filtre kahve tecrübeme dayanarak söylüyorum ki, makine falan değil, hani şu cafelerde falan getirilen french press denilen el aleti en iyi filtre kahve yapma yöntemi. o da bende yok orası ayrı, ama onu alcam.
* italyanca’ ya merak saldım. kelime kelime, cümle cümle italyanca öğreniyorum. sinyor terim modeli konuşmaya başlarım yakında.. (iyi italyanca bilenler, sinyor terim italyancasını, hani bizim tarzanca kıvamında buluyor)..
* ciao :)
kaynak yayınları’ nın yüzlerce kitaplık tüm kolleksiyonu AkliniKullan’ da satışta..
ilhan arsel, turan dursun, muazzez ilmiye çığ, doğu perinçek, atatürk’ ün bütün eserleri setleri, ermeni sorunu setleri, yakın tarihimize ışık tutan belgeler, politik kitaplar, ekonomi kitapları, felsefe kitapları…
ayrıca 50 Kuruşa, 1 YTL’ ye, 2 YTL’ ye kitaplarımız var..
geçtiğimiz haftalarda silivri’ deki kültür-sanat festivali’ nde kaynak yayınları’ nın standında gezerken, silivri kaymakamı’ nın standa geldiğini, sergilenen ve satılan ilhan arsel-turan dursun kitaplarına bakarak, “bunlar yasaklı, satamazsınız” dediğini öğrendim. o zaman aklıma gelmişti, bu konuyla ilgili bir-iki satır karalamak.. daha sonra yine geçen hafta, tdg’ nin ve yazarı burak özdemir’ in mahkemeye verildiğini öğrendim..
ilhan arsel ve turan dursun “inanmayan” birer din uzmanı.. burak özdemir, “inanan” bir islam düşünürü..
üçünün ortak yönü, “halkın manevi değerlerini aşağılamak” tan hakim karşısına çıkmaları..
peki ne menem bir şey bu suç?
geçtiğimiz gün macerasını anlatmıştım.. kaymakamlık personeli tarafından bulunup “buna baksa baksa kaan bakar” diye bana zimmetlenen devlet kedisi :) “şeytan” şu an evimde, üvey anne-babası ve üvey kardeşleriyle birlikte.. üç günlük veterinerdeki gözetim sürecini tamamladı, sindirimi, mama yemesi, su içmesi düzeldi.. veterinerin dediğine göre çok da oyuncuymuş.. bu arada sağolsun ailemizin veterineri necla-aytaç köprülü çifti hiç bir ücret almadılar “şeytan” ın bakım ve gözetim olayı için.. az önce şeytan’ ı eve getirdim.. daha önceden kedili eve yeni kedi getirme olayından tecrübeli olduğum için, önce kafesinde bir müddet beklettim.. bu arada ben de kendime güzel bir çay-kahve makinesi almıştım söylemesi ayıp.. daha önceki bozulmuştu.. çayı çaydanlıkta demleyip, kahveyi nescafe içmekten sıkılmıştım.. şöyle güzel bir çay demledim.. fıçı ile boncuk şeytan’ ın kafesi etrafında mırıldana mırıldana merakla dört dönerken.. haklılar hayvanlar.. evin ortasında bir kafes var, kafesin içinden kedi kokusu ve sesi geliyor.. ama kedi yok.. kafesin içi siyah, karanlık.. e şaytan da zifiri karanlık.. nerde bu kedi? şeytan aldı götürdü.. :) neyse saldık efendim şeytanı.. bizim bıcırıklar başladı kovalamaya, şeytan yeni geldiği ve hiç tanımadığı evde başladı kaçmaya.. ufak bir tanıma-oyun-kavga faslından sonra alışma süreci başladı.. bu esnada üvey anne limon girdi devreye.. tam da mamaların, tuvaletlerinin olduğu ardiyede iki bıcırık üvey kardeşi sıkıştırmıştı ki köşeye.. tüm azametiyle limon girdi kapıdan.. önce keskin bir hırlama-miyavlama.. ardından sen fıçı’ ya bir tokat-pençe.. sonra dön boncuk’ a bir pençe.. bir miyavlama daha ki sanırsın aslan getirdim eve kükrüyo.. sonra bir köşeye sinişmiş şeytan’ a iki adım.. ona sadece bir miyav-azarlama… “uslu durun, kardeş kardeş oynayın, alırım alayınızı ayağımın altına..” bizimkilerin hepsi süt dökmüş kedi.. zeytin baba o esnada bir köşede, her zaman olduğu gibi, dünya ipime, minare şeyime.. umrunda değil olan biten.. miskin miskin, yarı uykulu, tek gözle seyrediyor bunları.. şeytan bey oğlumuz, yaklaşık 2 aylık, minik bir kedicik.. simsiyah.. sokak kedisi.. sadece gözleri.. yeşil :) bu arada şeytan, nazım hikmet’ in çok sevdiği köpeğinin ismiymiş..
bunlar da taze sıcak resimlerimiz :
“kedici geldi” :) efendim bir kedimiz daha oldu.. tam birini verip sayıyı azaltmıştık ki.. kader bir tane daha çıkardı karşımıza.. olmuyor.. bu ev kedili ev.. ben göndersem onlar geliyor.. kabullendim artık.. :) sabah telefonum çaldı, arayan annem.. “kaymakamlık seferber olmuş seni arıyorlar” hoppala hasan dayı, bir yerlerim seyirdi.. dün kaymakam beye kavun yavrumuzu verdik ya.. bugün de kaymakam beyler yolda bir yavru kedicik bulmuşlar.. alıp kaymakamlığa getirilmiş, köpek saldırısından kurtarılmış.. “n’olcak bu kedi” derken, akıllarına ben gelmişim.. beni bulmak için seferber olmuşlar.. en sonunda bana ulaşamayınca anneme haber salmışlar.. öğlen gittim.. kapıdan girer girmez, koruma ile sekreterin ağzından aynı cümle döküldü : “kedici geldi” .. sonra düzelttiler “hem gazeteci hem kedici” :) “kedi babası” oluverdik efendim.. “ebu hüreyre”.. neyse.. kaymakamlığın küçük bir odası kediye tahsis edilmiş.. bir kutu içinde, 2 aylık bir yavrucuk.. sokak kedisi.. simsiyah.. kuyruğunun ucundan, kulaklarına kadar, zifiri siyah.. önüne süt koymuşlar.. bre iki aylık kedi inek sütü içer mi, ölüverecek ishalden.. kaparsın yavruyu, doooğru veterinere.. bir de yıkamaya kalkmışlar suyla sabunla ki, aman allah.. hemen dış parazit spreyi, sonra önüne mama, su, sonra bir dış muayene.. sağlıklı gibi görünüyor ama tarçın’ dan biliyorum ki o süt onu en az iki-üç gün mahfedecek.. sindirim sistemi harap.. siyah kedicik şu an veterinerde gözetim altında.. pazara kadar bakacak, sahiplenecek birini bulamazsak iş bana düşecek. ben evlat edinmek zorunda kalacağım.. laf aramızda, sevdim keratayı.. tabi şimdilik tek sorun, limon ile zeytin’ in ve üvey kardeşleri boncuk ile fıçı’ nın onu sahiplenip sahiplenmeyeceği.. göreceğiz..
sevgili günlük olayı yapayım biraz.. geçtiğimiz gün şu polis olayı olduktan sonra.. ki o polisler hayatlarındaki en büyük hatayı yaptı bence.. sanırım benim kim olduğumu bilmiyorlardı.. gerçi ben de öyle “sen benim kim olduğumu biliyor musun haaa” insanı değilim ya, neyse.. o gün adliyedeyken üstümde bir t-shirt, kafamda şapka, saçlarım dağınık, kulağımda küpe, kirli sakal.. mahkemesine girmek için uğraştığım kişi de silahlı yaralama olayına karışmıştı, beni onun arkadaşı falan zannettiler kuvvetle muhtemel.. lakin yine de, öyle bile olsam, çete mensubu, mafya tetikçisi bile olsam bir vatandaşa polisin şiddet uygulamasına karşıyım.. neyse.. şikayet ve yazışma fırtınası başlattım. savcılıktan, ilçe emniyete, kaymakamlıktan, valiliğe, içişleri bakanı’ nın şahsından polisin kurduğu “alo kanka” hattına kadar ne kadar makam merci varsa birer dilekçe verdim. tabi hepsi silsile yoluyla havale edile edile ilçe emniyette toplanacak ama.. bakanlıktan, il emniyetten, validen falan gelen üst yazıların manevi baskıları yeter.. nerde kalmıştık.. olay olduktan sonra yeni atanan silivri kaymakamı’ nı ziyaret ettim. hani “devletin gülen yüzü” derler ya.. işte o.. meğer yıllardır herkesin aradığı “devletin gülümseyen yüzü” silivri’ ye gelmiş.. hoşsohbet, sevecen.. babacan hakim hulusi kentmen kararında bir kaymakamımız varmış.. yeni tanıdım, memnun da oldum :) gerçi bir önceki kaymakamımız ali dursun bey de iyiydiler sağolsunlar, yazdığım karamsar köşe yazılarından sonra çağırır çay ısmarlar, dert dinlerdi.. kulağı çınlasın.. konu dağılıyor toplayalım.. kaymakam beyle konuşurken kızından bahsetti.. eve köpek almak istiyormuş.. bir kedisever olarak hemen müdahale ettim.. çok temiz kedi var efendim, verelim diye :) bugün aradı, istedi yavrumuzu.. bizim bıcırıklar da büyüdü, an itibariyle 3 ay 1 günlükler.. ele avuca sığmıyorlar, uslu durmuyorlar, e bir evde beş kedi.. çoğu zaman eğer onlar uyumuyorsa odamın kapısını kapatıp oturuyorum.. çünkü yazı yazarken enseme omzuma çıkıp orada kavga ediyorlar.. kulağımı ısırıyor hele birisi.. artık yuva bulmak lazım.. odanın kapısını kapalı tutmanın bir dezavantajı daha var.. hafif(!) kilolu bir insan olduğumdan, kilolarım vücudumda termos etkisi yaratıyor.. yaz kış 37 derece geziyorum ben.. e yaz geldi, ben zaten yanıyorum için için.. kapat odanın kapısını, aç camı.. pişiyorum içeride.. bu yazılar böyle bir hamam etkisi altında çıkıyor.. bu arada “hamam etkisi” dedim ya.. internet alanında en iyi 3 fikrimi banyoda, sıcak su altında bulmuşumdur, böyle de çözemediğim bir şey var.. neyse lafı toplayalım.. yavrulara yuva bulmaya karar verdik. kavun hanımı, kaymakam bey ve kızı aldılar.. fıçı için de münasip bir talip var.. boncuk olan şekerpare bana kalacak.. üç kedi biz kendi çapımızda takılacağız sonra.. bu arada sıcaktan dert ediyorum ama benim bir klimam var, 9 aydır serviste.. üşengeçliğimden gidip almıyorum bir türlü.. bu hafta kararlıyım, yumurta da kapıya dayandı, o klima alınacak, odama takılacak. sıcak yahu…
dün 3. aygünlerini kutladığımız yavrucuklardan kavun hanım kızımız, bugün yeni yuvasına kavuştu. kavun bundan sonra bir kaymakam kedisi.. zaten bırakıp dönerken, havasından geçilmiyordu zibidinin :)
AkliniKullan’ da havele, eft, posta çeki ve posta havalesi ile ödeme yaparsanız, ekstra % 3 indirim daha !!!
ayrıca “hediye çeki” uygulamasına başladık. zaman zaman buradan hediye çeki vereceğiz, zaman zaman daha önceden sipariş verenlere hediye çeki hediye çeki hediye edeceğiz, zaman zaman anlaşmalı olduğumuz başka sitelerden, mecralardan hediye çeki dağıtacağız.
kendi sitem olmasa ben de alışveriş yapacağım, o kadar cazip yani..

ikinci kitabımız BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL bu akşam itibariyle matbaaya teslim edildi. laylaylom :)
adolf olanı değil.. bizim sitelerin hitleri.. ziyaretçi sayıları yani..
şu hadis meselesine tekrar dönelim..
daha önce uzunca yazmıştık.. HANGİ HADİSE İNANIYORSUNUZ? yazısını buradan okuyabilirsiniz.. daha önce okumayanlar için, bu yazıdan önce onu okumalarını tavsiye ederim..
gelelim biz islam dininin pavlusuna ve hadislere..
ben ki sadece şu an 68 davada yargılanıyorum.. ben ki 18 yaşımdan beri adliyelerde yatıp kalkan bir insanım.. ben ki avukat ve savcılarla hukuki bilgi konusunda aşık atan insanım.. ben ki genelkurmay başkanlığı’ na karşı evrakları koca bir klasör tutan, askeri hukuk tarihinde ilk ve tek olan bir davayı er başıma kazanmış adamım.. lakin hani üç büyükler avrupa’ da büyük başarılar kazanır da, döner ikinci lig takımına yenilir ya.. fatma sarıbıyık diye bir gazeteci arkadaşımız var.. zamanında kendisiyle bir polemiğe girişmiş, birbirimize pek kırıcı laflar yazıp çizmiştik.. iki yazımdan ötürü fatma beni dava etmişti.. birini geçen yıl mı ne kazandı.. 7 bin ytl kadar tazminat.. sonra barıştık, aramız düzeldi falan.. bir dava kalmıştı, ikimiz de unuttuk.. daha doğrusu o “bitti, dava düştü” diye yanılmış, bana da öyle söyleyince ben de kara kaplıdan sildim dosyayı.. bugün postacı geldi, selam verdi.. tebligat tutuşturdu elime gitti.. meğer o “düştü” sandığımız dosya, ne düşmesi, boeing jet mübarek.. bilirkişiye gitmiş, gelmiş, mahkeme kanaat vermiş.. en son da karar çıkmış.. bendenizi mahkum eylemiş mahkeme.. bir miktar adli para cezası.. çok da önemli değil.. önemli olan “kaybetmek” denilen kötü şey :)
fatma hanım böylece beni ard arda iki kez mahkum ettirmiş oldu.. yahu zaten bu yüz küsürat davada üçüncü mahkumiyet.. ikisi fatma’ dan.. kendi alanında bir rekora imza attı fatma.. kendisinin ve takımının ikinci golü..
ilahi tüfek, attığın taşa bak, vurduğun kuşa bak..
[bu arada, çok ilginçtir.. ilk mahkumiyetimi 4 yıl önce almıştım, askerdeydim, o zaman totalde 50-60 davam vardı.. askerdeyken ifade veremediğimden gıyabında mahkum etmişti mahkeme beni.. sonra geçen yıl fatma bir dava açtı, dava başka bir ilçede açılmıştı, deplasmana çıkmam dedim gitmedim, savunma da yapmadım, gıyabında mahkum oldum. bu davayı da yanılıp takip etmedik, yine gıyabında çıktı karar.. yüzüme karşı, ben aslanlar gibi sanık kürsüsünde savunma yaparken mahkum edebilen yok henüz.. saymıyorum bunları.. :) ]
ikinci kitabımız BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL bitti.. yarın matbaaya doğru yola çıkıyoruz. matbaaya teslim ettikten sonra tam kapak ve sürpriz içerik burada :)
Dursun Özden, 1996′ da Havana’ da Kübalı ünlü lider Fidel Castro’ nun elinden “Edebiyat Ödülü” alır. Ödül töreninden sonra onunla bir röportaj gerçekleştirir. Ve sorar; “Türk gençliği Che Guevera’ yı ve sizi çok seviyor. Türk solcularının adeta simgesisiniz..” Bunu demesiyle Castro, Özden’ in sözünü keser..
“Övgün için teşekkür ediyorum. Ama söylediklerin yanlış. Türk gençliği Kemal Atatürk varken kendine başka önder ve yol gösterici aramasın. Başkomutan Kemal Atatürk, 1919′ da Bandırma gemisiyle Samsun’ a çıktı. Anadolu’ dan emperyalistleri temizlemek için. Çok zor koşullarda Türk halkını örgütledi, ordu kurdu ve çok cephede savaştı. Umudunu ve ütopyasını yitirmedi. İnatçı, ilkeli, bilge, azimli ve kararlıydı. Sonunda utkuya erişti. Bağımsız bir Cumhuriyet kurdu. Bir dizi güç devrimler yaptı. Biz de tam 40 yıl sonra, 1959′ da Granma gemisiyle Havana’ ya çıktık. Ülkemizden baskıcı ve sömürücüleri kurmak için. (..) 1961′ de İspanyolca’ ya çevirtip okuttuğumuz “Nutuk” isimli kitabın yazarı, diplomat ve komutan Kemal Atatürk’ ünüz varken, Türk halkı kendine başka bir önder, kurtarıcı ve yol aramasın. Bizim ve dünyada bağımsızlık savaşı veren mazlum halkların meşru önderi ve esin kaynağıdır Devrimci Kemal Atatürk. (..) Kendi değerinizin kıymetini bilin. Farkın farkında olun.”
güzel silivri’mde iki gündür “kültür ve sanat festivali” var.. ben de festival takipçisi olarak ortamlara akıyorum şiddetle.. ressamların sergileri bir yandan, müzik bir yandan.. diğer yanda tabi kitap standları ve imza günleri.. kaynak yayınları büyük bir standla katılmış.. kitap aldım hepimize :) hikayesini birazdan anlatacağım.. öbür tarafta sevgili dursun özden ağabey imza gününe gelmiş.. yeni kitabını çıkarmış, 16. kitabını.. biz daha ilkini çıkaramadık aylardır, hesap edin.. kitabın ismi “ateşli al atlar”.. şiirseverler için, her şiir bir şaman halı/kilim deseni şekli verecek şekilde yazılmış.. okuyun derim.. AklınıKullan’ a koyduk bile vitrine.. tanış olduğumuz olmadığımız bir çok yazar da oradaydı.. bol bol kitap aldık, imzalattık. bu esnada gezerken kaynak yayınları’ nın standına uğradım. AklınıKullan’ da kaynak’ ın kitaplarını satacağız ama nasıl satacağız, ortada henüz net bir anlaşma yok. onu konuşmak için. önce biraz takılayım dedim. standdakiler de beni tanımıyor, neyse.. ben takıldım takılmasına ama.. onlar da benim takılmama takıldı.. dövecekler neredeyse.. ben kendi çapımda eğlenmeye devam ederken, ki sözlü atışmaya bayılırım, dursun abi beni tanıtıverdi.. “kaan arkadaşımız, ilçe başkanı”.. kaynak yayınları’ nın işçi partisi’ ne yakınlığı var ya.. anam.. sihirli kelime buymuş meğerse ama biz siyaset defterini kendi beynimizde çoktan dürüp, yazarlık çizerlik derken unutmuşuz “açıl susam açıl” demeyi.. “başkanım buyrun” lar, “başkanım müsaade edersen gidip geliyorum hemen” ler.. ben de diyorum süleyman demirel gelmiş 90 yaşına, ecevit rahmetli ölürken bile siyaset yapıyordu, bizim silivri’ de şaban baba yatalak iken başkan adayı olmak istiyordu.. bu insanlar siyeseti neden bırakamıyor diye.. meğer bundanmış.. yazarız diye festivale gittik, stand gezelim diye ortaya laf attık, baş köşeye ilçe başkanı diye konduk.. neyse lafı uzatmayalım.. sihirli kelimenin telaffuzu ile kaynak ile olan kitap satma anlaşması da şıppadanak hem de kıyak maddelerle onanıverdi.. hafta başından itibaren kaynak yayınları’ nın bütün kütüphanesi AklınıKullan’ da emrinize amade efendim.. güzel ekstra indirimleriyle hem de.. yarın yine festivaldeyim.. pazartesi de BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL’ i matbaaya teslim ediyoruz. festival dönüşü durum raporunda görüşmek üzere..
yeni yazı geliyor.. yarı-siyasi-gündemsel köşe yazısı..
AklınıKullan.Net’ de kredi kartıyla satışa başlandı.
böylece artık banka havalesi, eft, posta çeki, posta havalesinden sonra kredi kartıyla da ödeme yapabileceksiniz.
paypal kullanarak AklınıKullan’ da nasıl ödeme yapacaksınız? yazının devamını tıklayın.
iki aşağıdaki Aklını Kullan metnine ufak bir ekleme daha..
Türkiye’ nin en hızlı kitap mağazası.
(dün gece yarısı verilen sipariş, bugün öğlen saatlerinde sahibine doğru yola koyulmuştu bile..)
hemen küfüre kafire çalışmasın aklınız.. türkiye’ de bir kaan göktaş daha varmış.. böylece benim bulabildiğim üç etti.. bu kaan, küçük kaan.. anaokulunda okuyor, dedesi kaslı, iğneden korkuyor :) anaokulunun sitesinde yazdıklarına bakarsak ve zart diye konudan konuya atlamasını göz önüne alırsak o da benim gibi eserekli :)
“Ben yaramaz ve çılgın bir çocuğum. Kendimi beğeniyorum.” :)
bu da en küçük kaan göktaş.. ama bizden bir “baran” fazlası var :)