ilk çıkış

ben.. Atıp tutan yok

ilk kitabımız dağıtıma hazır halde bekliyor. yarın sabah bir karar vereceğiz yayınevimizle.. kitabın ilk çıkışı için. daha doğrusu benim ve kitabın, aynı anda okurun karşısına çıkışı için. yarın ayrıntılarla görüşmek üzere :)

kütüphanelere temizlik zamanı

ben.. 1 kişi atıp tutmuş

sıkı bir kitap kolleksiyoncusuyumdur.. evimde şu an yıllardır biriktirdiğim, bir kısmını özel olarak sahafları gezip dolaşıp bulduğum, bir kısmını müzayede sitelerinde özel sipariş ile temin ettiğim yüzlerce kitap var.. raf raf, sıra sıra yatıyorlar.. okunanlar ayrı raflarda, okunma sırası bekleyenler ayrı raflarda, okunup da sürekli el altında başvuru kaynağı olarak kullanılanlar, kenarlarına post-itlerle indexleme yapılmış, notlar alınmış olarak ayrı raflarda.. zamanla kitaplarım konusunda daha da titiz olmaya başladım. mesela eskiden ödünç kitap verirdim isteyene.. artık vermiyorum.. giden geri gelmiyor.. :) neyse.. geçtiğimiz gün silivri halk kütüphanesi’ ni ziyaret ettim. burnumun dibinde, her gün iki-üç kez geçtiğim yolun üzerinde.. ama belki ortaokul yıllarından beri kapısından girmişliğim yok.. gittim gezdim.. üye oldum.. kitap aldım okumak için bir de adettendir diye.. benim gibi kolleksiyoncu adama kitap verilir mi? kitabı geri vermeye elim gitmiyor.. hemen sahafları ararsın, aynı kitabı bulursun, alıp kütüphanene koyarsın, sonra da kütüphanenin kitabını gidip geri verirsin :) bu arada her ne kadar adı kütüphane olsa da.. biraz yetersiz.. “biraz” kavramını şöyle anlatayım.. sanırım benim evimdeki kitap sayısı, oradaki sayı ile yarışır.. öyle yani..

neyse.. annemlerin evinde geçtiğimiz ay bir tadilat oldu.. taa eskiden kalma artık kullanılmayan kitapların bir kısmına ben el koydum sortiler gerçekleştirip o hengamede poşet poşet kitap aşırarak.. hatta kadının yemek kitaplarını bile almışım, eve gelince fark ettim :) bu arada tabi bir çok kitap da arttı.. artık kullanılmayacak, benim de kullanmayacağım ansiklopediler falan.. topladık poşetledik koliledik.. koyduk kapının girişine.. önce bir iki kişiye söyledim “gelip alın” diye.. “tamam” falan dediler ama gelmedi kimse.. bir iki talipli çıktı onlara da ben ulaşamadım sonradan.. artık kara kara düşünürken, bugün burak’ ın sayfasında bir yazı gözüme çarptı..

efendim TNT isimli kargo firması 5 yıldır çok güzel bir kampanya yürütüyor.. bir telefon açıyorsunuz, gelip kapınızdan fazla kitaplarınızı ücretsiz olarak alıyorlar.. sonra özellikle doğu ve güneydoğudaki ihtiyaç sahibi okullara ulaştırıyorlar.. sizin evinizde artık yüzüne bakmadığınız bilmem ne gazetesinin bilmem kaç kupona verdiği temel bilmemne ansiklopedisine ihtiyacı olan çocuklar, okullar var hala ülkemizde..

e haftaya “ADEM BABA DÜNYAYA PARAŞÜTLE Mİ İNDİ?” girecek kitaplığınıza.. yer açmanız da lazım..

TNT’ nin bu hizmeti veren numarası 444 0 868 efendim.. müşteri temsilcisine “kitap kampanyasına kitap bağışlamak istiyorum” demeniz yeterli.. ben aradım bile..

bu arada “kedici” diye bir dergi çıkmış, bir kaç defadır atıp-tutma yoluyla reklam bırakıyorlar ancak yayınlayamıyoruz. ama bu akşam en son yolladıkları yazı çok güzeldi, “kedici, aklı çalıştırır, daha çok kitap yazdırır” demişler, hoşuma gitti :) bu şirin dergi gazete bayilerinde mevcut, 3. sayısı çıkmış.. kedici.net’ ten de ulaşabiliyorsunuz.

sevgiynen :)

aklınıkullan tekrar hizmetinizde

ben.. Atıp tutan yok

geçtiğimiz günkü server sorunu esnasında aklınıkullan bir süre kapalı kalmıştı. artık açık efendim. iyi alışverişler.

yazık..

ben.. Atıp tutan yok

bu kadroyla bu oyunu çıkararak, böyle güzel oynayarak hak etmedik bu işi.. kötü oynasaydık, vallahi de tallahi de üzülmezdim, sinirlenir bağırıp çağırır yarın sakinleşirdim be.. final bu çocukların hakkıydı..

yanardöner

ben.. Atıp tutan yok

bizim bandrolümüz var.. böyle renkli renkli.. sağa çeviriyosun başka bi renk, sola çeviriyosun başka bi renk.. gavur neler icad ediyor..

yastık

kedili ev 1 kişi atıp tutmuş

pisiler için tüy dökme mevsimi başlamıştır.. vatana millete hayırlı uğurlu olsun. evde 6 kedi var. bu arada söylemeyi unuttum, kavun hanım bir haftadır misafirimiz. yeni ailesi tatile çıktığından bize geri geldi. ama ne geliş. devletin kırmızı plakalı siyah camlı ve gövdeli resmi makam arabası. önde bir adet şofer. onun yanında devletin resmi koruma polisi. sivil giyimli kara gözlüklü falan.. arka koltukta kavun :) koruma polisi kapısını açıyor, kucağa alıyor, bendenize teslim ediyor. bizimki bir havalarda bir havalarda.. eve getirdim.. kardeşlerine hırlıyor.. yanına bile yaklaştırmıyor.. bir anasına, o da iş olsun diye yaklaşıyor.. bir haftada bu kadar mı değişir bir hayvan. ne oldum delisi olmuş resmen.. ama ben bilirim yapacağımı.. sen kapat bunu yanına sokmadığı kardeşleriyle aynı odaya.. iki öz bir üvey kardeş gelsinler hakkından :) öyle gittiğin zengin evindeki gibi whiskaslar falan da yok.. kilosu 4 ytl’ ye açık kuru mamaya talim.. sürtsün o pembe burnun.. zilli seni.. hırs yapmışım resmen hayvana, içerlemişim sanırım şimdi farkettim :) neyse konumuza gelelim.. kediler için tüy dökme mevsimi.. evin her yeri tüy.. ama böyle kıl kıl ince ince değil.. topak topak.. sanki kedinin birini almışım da ciyaklata ciyaklata kaz yolar gibi tüylerini yolmuşum.. öyle.. günde iki posta süpürge iki posta paspas.. kar etmiyor.. nerelerinden çıkıyor o kadar tüy onu da bilmiyorum. kavun yarın bugün yeni evine geri dönecek. bu arada fıçıya da taliplimiz çıktı, gönderiyoruz. zeytini de göndermeyi düşünüyorum, damızlık görevini yaptı sağolsun :) şaka bir yana zeytin bir türlü bana ve eve alışamadı. devamlı bir köşede, uyku pozisyonunda.. kendini sevdirmiyor, kaçıyor, saklanıyor ve devamlı uyuyor.. hayvanı gördükçe benim de uyuyasım geliyor.. :) öyle de pis bi enerjisi var.. şeytan, boncuk, limon üçümüz kalacağız. şeytana da yuva arıyoruz ama şimdilik almak isteyen yok gibi.. varsa haberim olsun.. ben yerleri süpürmeye, üstüne bir de paspas yapmaya gidiyorum. ama önce uyuyabilirim de.. bilmiyorum :) bu arada yarın gün içinde güzel haberlerim olabilir. bizden ayrılmayın. bir de, özel rica, yandaki google reklamlarına tıklamayı unutmayın her girişinizde.. sevgiynen. (başlıkla yazının ne alakası var diye düşünenlere, başlığı yazarken ben bu kedi tüylerini toplasam da yastık mı yapsam diye düşünüyordum, sonra saçmaladığımı farkettim ama başlık öylecene kaldı ellemedim üşendim.)

akıl ve kuran sempozyumu

ben.. 4 kişi atıp tutmuş

bu yıl ilk olarak düzenlenecek olan “Akıl ve Kuran Sempozyumu” 22-23-24 Ağustos tarihleri arasında Kapadokya’ da gerçekleşecek. sempozyumda Ali Aksoy, Ali Umuç, Eren Erdem, Hakkı Yılmaz ve Kaan Göktaş yani ben birer konuşma yapacağız. ilgilenenler için bilgiler burada

parça parça

din kültürü Atıp tutan yok

Dinlerini parçalara ayırıp grup grup olanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ALLAH’a kalmıştır; sonra onlara durumlarını haber verecektir.” (En’am Suresi, 159. ayet)

“Allah’ a teslim olmak, ona itaat etmek” dini olan İslam, son ve Allah katındaki tek din, insanlığa tek bir elçi ve tek bir kitapla gönderildi.

Allah, kendisine inananlara, “en büyük mucize” yi, yaşayan, nefes alan, her çağa ve her kişiye hitap etme özelliğine sahip dünya üzerindeki gelmiş geçmiş tek metni, tek kitabı izlemelerini buyurdu.

elçinin insanlara tebliğ ettiği Kuran’ ın yolundan, elçinin ölümüyle birlikte uzaklaşılmaya başlandı.

önce, ölümünden 200 yıl sonra, onun adına uydurulan, ona aitmiş gibi gösterilen yalanları içeren kitaplar meydana çıkmaya başladı.

“hadis” leri izleyenler, Kuran’ ın yolundan bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek sapmaya başladı.

ve “hadis” leri izleyenler, elçiden yıllar sonra, aynen Allah’ ın zaman üstü bilgisi ile “her çağa hitap eden” kitabında haber verdiği gibi, “grup grup, fırka fırka” ayrılmaya başladılar.

“mezheplere” bölünen “inananlar” , Kuran’ dan ve Allah’ ın emrinden daha çok uzaklaştılar.

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılık ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayınız. Onlar için büyük bir azap var.” (Al-i İmran Suresi, 105. ayet)

Kuran, her konuda en ufak detayına kadar emirler ve yasakları sıralarken, “unutkanlık” gibi sıfatlardan uzak olan Allah, en ufak bir noktayı dahi kitabında insanlara sunarken, “mezheplere” bölünenler, “hadis” adı verilen şeytani yalanların ve iftiraların sayesinde, Allah’ ı “unutkanlıkla” , “eksiklikle” suçlamaya başladılar.

uydurdukları hadis külliyatınn Kuran ile çelişen kısımlarını, yine uydurdukları “nesh” isimli sihirli değnek yardımıyla Kuran’ dan üstün tutan mezhepçiler, kendi mezheplerinin görüşlerini de yeri geldiğinde yine kendi uydurdukları hadislerin -ve doğal olarak- Kuran’ ın üstünde bildiler.

namaz, abdest, hac, oruç gibi Kuran’ da tüm detaylarıyla emredilmiş ve söylenmiş ibadetlerde kendi aralarında tartışmalara düştüler.

dini parçaladılar. böldüler..

durmak yok, okumaya devam..

deneme.. ses..

ben.. Atıp tutan yok

geçen gün servere ufak bir bakım / temizlik çalışması yaparken serverı bozduk efendim, site gitti :) tam düzelttik derken bu defa da ns değişikliği gerekti yer sağlayıcı tarafından.. yine gitti site :) şu an her şey yolunda gibi..

dün akşam yeni yazı için söz vermiştim, site olmayınca yazı da olmadı. bu akşam da üzerinize afiyet milli maçımızı seyredip bir de üzerine elimizde bayrağımızla zafer turu attık.. yine kaynadı arada.. cumartesi akşamına geliyor yeni yazımız..

şükür kavuşturana :)

parça parça

ben.. Atıp tutan yok

yeni yazı geliyor.. perşembe akşamı.

proje iptal..

ben.. Atıp tutan yok

3. kitap olarak düşündüğümüz ve yazma aşamasında olduğum “Y.D.M.S.Y.D.M.S.” kod isimli proje şimdilik askıya alındı. çeşitli sebepler var ancak en belirgini süre olarak zorlanmamız oldu. şöyle açıklayayım, bu proje gündemdeki önemli bir dava hakkındaydı.. ancak biz kitabı bas(a)madan dava bitebilir.. içerik eski kalır, bir sonuç taşımaz.. bu yüzden şimdilik erteleme kararı aldık. ileride içeriğini genişletip kapsamlayarak tekrar çalışabiliriz konu üzerinde.

ilk kitabımız “Adem Baba Dünyaya Paraşütle mi İndi?” nin önümüzdeki hafta bandrol alması ve ardından hızla dağıtılmaya başlanması bekleniyor. bu yüzden temmuz ayını bu kitabın tanıtımı, dağıtımı, reklamı vs. üzerinde çalışarak geçireceğiz. biz dediğim, hepimiz, siz de dahil :)

ikinci kitap için tarih gibi detaylar da önümüzdeki hafta belli olur..

ağustos’ tan itibaren üçüncü kitap olarak en başından bu yana düşündüğüm “İ.B.Y.” için çalışmaya başlayacağım kısmetse..

şimdilik gelişmeler böyle.. yumurtlama evresi bitti, elimde büyük kısmı yazılmış bir kitap kaldı. açar açar okurum artık :)

sevgiynen :)

hayatımda ilk kez iddaa oynadım.ondan da italyanlar yendi ben kaybettim.allah o italyanları nasıl biliyorsa öyle yapsın.

ben.. 1 kişi atıp tutmuş

.

ilim çin’e bile gitse gönderiniz..

ben.. Atıp tutan yok

bugün yayınevi aradı.. çin’ den bir okur arayıp bizim kitabı sormuş. çin efendim. adamların 1.5 milyar nüfusları var. buradan çin’ e saygılar sevgiler yolluyorum. ben zaten çinlileri çok severim. hatta en çok rahmetli brus li’ yi severim. rahmetli brus li iyi adamdı. çinliydi.. japondu.. çinli miydi japon muydu bilmiyorum.

on tane japon, on tane çinli, otuz kişi var.

kendimi ihbar ediyorum.. kitabı yazmam gerekirken kaytarıp pinhani konserine gittim.

ben.. 1 kişi atıp tutmuş

 

 

sıcak..

ben.. Atıp tutan yok

dışarısı inanılmaz sıcak.. içerisi de öyle.. hava sıcaklığının yanında bir de gündemimizin sıcaklığı var.  bir yandan üçüncü kitap yumurtlanıyor, öbür yandan her gün adliye’ ye gidiliyor. -belki- hafta başında ya da hafta ortasında sürpriz bir açıklama yapabilirim. bir nevi cevap hakkı.. maskelere değil tabi, maskeleri düşenlere.. ne maskesi? maskeli balo yazısını okusun, daha önce okumayanlar.. sevgiynen..

kelime-i şahadet getir, münafık ol..

din kültürü 3 kişi atıp tutmuş

Ve Allah ne zaman tek başına anılsa, öteki dünyaya inanmayanların kalpleri keskin bir nefretle dolar. Halbuki O’nun yanısıra başka isimler de anıldığı zaman hemen (yüzleri güler,) neşelenirler! (Zümer Suresi, 45. ayet)

her müslümana daha küçüklüğünden, çocukluğundan öğretilen şeydir.. kelime-i şahadet..

başka inançtan olan birisi, müslüman olmak istediğinde, kimi zaman anlamını dahi belletmeden, ilk yapılan iştir, bu cümleyi papağan gibi tekrarlattırmak.. sonra da zaten hemen sünnetçinin ellerine teslim edilir, Allah’ ın yamuk yarattığı(!) organı düzelttirmek için.. (bu konu hakkında bkz. “Oldu da bitti, maşaallah!” yazısı)

klasik itikatçi, hadislere tapan, Allah’ a şirk koşan, Kuran’ ın yasaklamasına ve lanetlemesine rağmen sapkın Yahudi ayetlerini, şeytan öğütlerini İslam adına uygulayıp, dinini parçalara ayıran, “kabak hazretlerini” pek seven, bizim dört mezhepçi ehl-i sünnet ve’l cemaat “Eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammedün abduhu ve resuluhu” der.. şiiler buna ek olarak “ve Aliyi veliullah” eklerler..

peki.. bu cümle, daha doğrusu “Allah’ ın varlığına ve birliğine” bu şekilde şahadet etmek Kuran’ da var mıdır? şaşıranlar olacaktır belki ama.. hayır! hatta ve hatta Kuran, bu tip bir “şahitliğe” karşı çıkar.

durmak yok, okumaya devam..

dikkayt dikkayt

ben.. Atıp tutan yok

“Geleneksel Akıl ve Kuran Sempozyumu” bu yıl 22-23-24 Ağustos’ ta Antalya’ da yapılıyor. Katılmak isteyenler  için ön kayıtlar başladı. Ön kayıt için www.hanifler.com – www.hanifdostlar.net – www.kuranyolunda.com

[ben katılıyorum efendim inşaallah, ayrıca bir de slayt sunumu ve konuşma yapmam söz konusu]

şöyle oldu böyle oldu..

ben.. Atıp tutan yok

kuluçka dönemimiz devam ediyor efendim. mümkün mertebe minimum dış dünya bağlantısı, maksimum konsantrasyon. yeni kitap mevzusunu şöyle anlatayım. henüz “yazma / basma” kararı almadık. son bir nokta var onu kesinleştireceğiz. bu defa baskısını ve dağıtımını da biz yapmayı planlıyoruz. bu yüzden de ufak mir maddiyat unsuru var önümüzde. o noktayı kesinleştirmek çabasındayız. eğer olursa, hızla yazmaya başlayacağız. konsantrasyon bu yüzden. ne yazacağımı biliyorum, kelimeler, cümleler kafamda zaten var.. işte onlar bir sıraya, bir kalıba oturuyor şu an beynimde, gri hücrelerin marifetiyle.. benim yazma stilim böyle. önce karar veriyorum, sonra beynimde yazmaya başlıyorum. günlerce, üzerinde düşünmeden, sadece konsantre olarak. hani bilgisayarda siz iş yaparken arka planda program çalışır ya.. siz oyun oynarsınız tembel tembel ama o arka planda çalışan program bütün bilgisayarınızı tarar, kontrol eder, bir şeyler hazırlar.. işte öyle. misal ben kitap okuyorum ya da sörf yapıyorum. kitap yazma programı arka planda çalışıyor. onu düşünmüyorum. ama o çalışıyor. ve bir an geliyor “dingggg” diye final çanını duyuyorum. sakince kalkıp koyuyorum kahvemi, açıyorum open-office’ i, çakkada çukkada başlıyorum yazmaya.. ezbere bildiğim bir metni kağıda döker gibi.. takribi üç ya da dört günde kitap bitiyor. ondan sonrası dizgisi, tahsisi tashihi falan filan ki, yazmaktan daha uzun sürüyor. basması yazmaktan da dizmekten de daha uzun sürüyor. okuması daha kısa sürüyor. garip bir süreç. şu an işte o “arka planda çalışan program” safhasındayım. bir yandan “Adem Baba Dünyaya Paraşütle mi İndi?” yi bekliyorum sabırsızlıkla.. sizden daha çok ben sabırsızım.. AkliniKullan’ dan ön satışlar çatır çatır gidiyor. şu an üç basamaklı rakamlarda seyrediyoruz. bir kerede 30 kitap, 10 kitap, 8 kitap falan alan dostlar var sağolsunlar. “yazar arkadaşım var benim” deyip eşe dosta dağıtacaklarmış efendim :) bu arad kedili evden de bir iki haber vereyim. şeytan bizim “kedi hanedanı” na üvey evlat olarak kabul edildi. limon kızımız, evlatlık şeytan’ ı kendi yavrusu sanıyor, hatta normalde kendi yavrularını emirmeyi bırakmasına rağmen şeytan’ ı emzirmeye başladı. güzel bir aile saadeti hüküm sürüyor evde. durumlar budur efendim. bizi izlemeye devam edin.

müşteri memnuniyeti şeysi

ben.. Atıp tutan yok

her gün en az bir AkliniKullan siparişi adresine ulaşıyor. sipariş verip de yolu buraya düşen arkadaşlar, memnuniyetlerini herkese, şikayetlerini bize iletirse yayınlarız.

söyle nasıl haberler, haberler..

ben.. 2 kişi atıp tutmuş

kuluçka dönemindeyim stop. dünya ile bağlantımı kestim stop. bu site hariç bilimum kitle haberleşme araçlarına küstüm stop. kitap yumurtlayacağım stop.

kitabımızın basımı bitti..

ben.. 1 kişi atıp tutmuş

ilk kitabımız olan “Adem Baba Dünyaya Paraşütle mi İndi?” basıldı. kitabın iç sayfa ve kapak basımları sona erdi. şu an kitap ciltleniyor ve okunacak hale getiriliyor. kitabın çıkış tarihi ise bu ayın son haftası. az önce görüştük, kültür bakanlığı, bir çalışma nedeniyle bu ayın 24′ üne kadar yeni bandrol vermiyormuş. bandrolsüz kitap da satılamayacağına göre, bu hafta ciltlemesi bitecek okunmaya hazır hale gelecek güzelim kitaplar iki hafta bandrol bekleyecek. ardından ise 24 haziran’ dan sonraki hafta raflarda yerini almış olacak. kitap ilk çıktığı gün, AkliniKullan’ dan ön sipariş verenlere gönderilecek. yani türkiye çapına dağıtılması, kitapçıların raflarına koyması beklenirken, AkliniKullan’ dan ön sipariş verenler kitabı okuyup bitirmiş olabilir. sevinçliyim şu an çaktırmıyorum.

gayr-i fenni sünnetçiler

din kültürü 4 kişi atıp tutmuş

fi-münasebet-ül miraç..

ey buhari, müslim, tırmizi.. ey cümle hadis kitabı uydurucuları.. Allah müstehakınızı versin e mi?

efendim, yüce Allah, yerleri ve gökleri yaratmadan önce arş-ı alanın üzerine (bu arş-ı ala ne menem bir şey ki üzeri de oluyor?) Muhammed adını kendi adıyla yanyana yazmış… sonra cenneti yarattığında da, tuba ağacının yapraklarına ve de huri kızlarının alınlarına Muhammed yazmış. ağacı anladık da, koskoca Kadir Mevla huri kızlarının alınlarına yazı yazıyor, neyse ki göbeklerine yazmamış, işe bak! yazdığı da : La İlahe İllallah, Muhammeden Resulallah!!!

efendim, sonracığıma yarattığı ilk insan, Adem babamız kendisine yakarırken, “Ya Rab! Muhammed Aleyhisselam hürmetine..” deyince, Allah demiş ki, “yahu Adem sen bu Muhammed’i nereden biliyorsun bakalım?”

durmak yok, okumaya devam..

uyku.. biraz uyku.. bütün isteğim buyduuuu..

ben.. 1 kişi atıp tutmuş

çeçe sineği mi soktu nedir, yine başladım uyuklamaya.. aslında çok hareketli günler yaşıyoruz. geçen akşam, artık hangi akşam olduğunu unuttum.. uzun zamandır aklımda bir kitap projesi vardı. ama sadece aklımdaydı, yani yazmayı düşünmüyordum. sevdiğim bir arkadaşıma bahsederken “amman” dedi, “ne duruyorsun yaz, bas, çok satılır bu”.. hani böyle “çok satılır” gazlarına pek karnımız tok ama.. kitabın konusu da şu an gündemde olan türkiye’ nin bir numaralı davası olunca.. onun da teşvikiyle aklımda tutup ele okutmamak birden saçma gelmeye başladı. ertesi gün de accayip yoğun bir iş programım var. sabahın köründe kalkmam lazım. kaynakları karıştır, fikri toparla derken saat oldu geceyarısı.. normalde benim için gecenin başı.. baktım saate.. kendimi iyi biliyorum, yatsam, kalkamam sabah erken.. yatmadım.. neyse yaz çiz derken ettik sabahı.. ver elini dışarısı.. inziva bir yere kadar, ara sıra güneş görmek lazım. adliyelik işlerim de var. bir kaç şikayet falan.. 70 oldu bu arada dava sayısı.. :) gün içinde koştururken bir yandan da araya sıkıştırdık bu yeni kitap işini. bir iki görüşme. bir de yayınevi ön görüşmesi. aman allah.. yayınevi de atladı konuya balıklama.. o günden bu yana her gün arıyorlar “hadi yazdın mı? basalım hemen” diye.. ilginç.. maden mi bulduk ne? neyse efendim akşamı ettik. geldik evimize. pazartesi akşamı lost akşamı.. iki gündür uykusuzuz ama olmaz lost kaçmaz.. 3. sezonun yarısına kadar dvd’ den izlemişim lost’ u toptan toptan.. tnt yayınlamaya başlayınca başa sardım. dvd’ den izlemeyi de bıraktım. normalde 4 bitti ki senkronize gitmem lazım ama ben sıfırdan izliyorum daha zevkli, çifte dikiş.. lost bitti, yaz-çiz derken ettik yine sabaha karşıyı.. en sonunda bayıldım uykusuzluktan.. resmen bayılma ama.. fazla sürmedi sabahın son saatlerinde kalktık, yine dışarısı.. akinikullan’ a yeni yeni siparişler gelmiş, onları da bir güzel paketlerine bürüyüp yolladık.. aklinikullan demişken, Adem Baba Dünyaya Paraşütle mi İndi?’  nin şu an kapaklarının basılıyor olması lazım. öyle biliyorum ben. şu an uyur uyanık, yaşlı amcalar gibi sıza sıza yazıyorum yazıları.. bu gece yeni proje “üçüncü kitap” (kısaltması aşağıda var nolur yazdırmayın bana bir daha, uzun bişi, ben söyledim işte anlayın) için biraz yazım çalışması olacak. sabah artık uyanıp da mı, yoksa yine mi hiç uyumadan bilmiyorum.. mahkemeye koş, hakim karşısına.. ordan bir-iki şikayetlik savcılık konu daha..

vakit bulabilirsem bu gece ya da yarın gece, yeni yazı.. “fi minasebet-ül miraç”

ğadyo günleği

ben.. 1 kişi atıp tutmuş

eski gazete arşivlerini karıştırıyorum.. o zamanlar, hani -şimdilerde var mı bilmem, gazetelerin tv sayfalarına bakmayalı çok oldu, e uydu muydu derken kanal sayısı da aldı başını gitti ama- televizyonların yayın akışlarını yazar ya gazeteler, işte o şekilde radyoların yayın akışları da varmış.. sabahtan akşama kadar trt radyosu dinlemek zevkli midir bilmem ama.. o yayın akışlarını okumak çok zevkli.. efendim.. 1989 yılının eylül ayından bir radyo yayın akışı.. aynen aktarıyorum..

saat dokuz. “Diskoteğimizden” , saat on. “Sabah Konseri”.. peki ama ne? münir nurettin mi, beethoven mi? saat on bir.. “Müzik, Müzik, Müzik”.. bak bu iyi, hiç olmazsa müzik çalacağını belirtiyor. saat on iki.. “Küçük Konser”.. oda orkestrası falan takılacaklar sanırım. saat on üç.. “Müzikli Dakikalar”.. öp babanın elini.. saat on dört.. “Bir Konser”.. ananın örekesi ! saat on beş.. “Bir Solist”.. kim yahu, kim? saat on altı.. “Günün Konseri” .. sağol be.. saat on yedi.. “Konser Saati”.. yok yahu? saat on sekiz.. “Müzik Yelpazesi” sahi mi canım? saat on dokuz.. “Müzik Demeti” .. el insaf.. saat yirmi.. “Esintiler” .. hayrola, yağmur mu başladı? saat yirmi bir.. “Gece Konseri” .. eksik olmayın. saat yirmi iki.. “Gecenin Getirdikleri”.. henüz zıvanadan çıkmadıysanız sıkı durun.. saat yirmi üç.. “Birlikte Dinleyelim” .. saat yirmi dört.. “Gece ve Müzik” .. radyolarınızı kapamayı unutmayınız.