bak postacı geliyor

ben.. Atıp tutan yok

haftalar aylar öncesinden “KURAN AÇISINDAN EVRİM TEORİSİ” için aklını kullan‘ dan ön sipariş veren okurlarımızın kitapları yarın yola çıkıyor. istanbul, ankara, izmir’ dekiler salı günü, diğer uzak bölgeler en geç çarşamba kitabı okumaya başlayacak.

kitapçıdan satın almak için bekleyenler ise pazartesi-salı günlerinden itibaren gittikleri kitapçıda bulamazlarsa kitapçıya sipariş verip-istekte bulunup getirtsinler efendim. bu konuyla ilgili bir seferberlik kampanyamız var, adı “kelebek etkisi”.. pazartesi akşamı detaylı açıklayıp istekte bulunacağım sizden.

ey oruç tut onları..

din kültürü 2 kişi atıp tutmuş

ramazan geliyor. din adamları, ilahi-yatçılar için sezon açılıyor. gazeteler, televizyon kanalları, internet siteleri bir aylığına bu sezondan faydalanmak için ellerinden geleni yapacak. halkımıza bin yıldır duydukları, belletilen şeyler yine tekrar edilecek, abuk subuk soruların cevapları verilecek, kafalar karışacak, oruç “bir nefs köreltmesi” olmaktan çıkıp, tüm gün aç susuz kalma ritüeli haline getirilecek. hem de başta devletin “diyanet işleri” olmak üzere “din adamları” eli ve teşviğiyle..

ehl-i sünnet ve’l cemaat’ in bin yıldır tekrarlanan din adına din dışılık zırvalarını bir yana bırakalım ve bu güzel ibadetin, Allah’ ın tek kaynak olarak bizlere sunduğu Kuran ışığında, Allah’ ın emrettiği şekli nasıl inceleyelim..

durmak yok, okumaya devam..

önsöz

din kültürü Atıp tutan yok

KAAN GÖKTAŞ’ IN “KURAN AÇISINDAN EVRİM TEORİSİ” İSİMLİ KİTABININ DR. EDİP YÜKSEL TARAFINDAN YAZILAN ÖNSÖZÜ

durmak yok, okumaya devam..

uydurulan din…

kitapkurdu Atıp tutan yok

tatilde de boş durmadık, bol bol okuduk.. kısaca paylaşalım..

kitaplarımızdan biri edip yüksel’ in eski kitaplarından.. “kitap okumanın zararları“.. kendi tabiriyle “%20 mizah katkılı” bir kitap. ufak anektodlar ve eğlenceli saptamalardan oluşuyor. sahaflardan bulunabilir.

kültür bakanlığı’ nın kendi yayınlarından çıkardığı -ki bana imzalı geldi, baş köşedekilerin arasına girdi- “akif’ ten asım’ a” isimli kitabı da kitap kurtlarına tavsiye ediyorum. içinde çok hoş bir de cd rom var..

bu kitabı uzun zamandır tanıtmak, duyurmak istiyordum. sempozyuma giderken kaynak kitap olarak yanımda bulundurdum. kitabı kuran araştırmaları grubu hazırlamış. islam konusunda, daha doğrusu gerçek islam konusunda bir kaynakça.. islam dini konusunda bir çok gerçeği ve gerçek gibi bilinen yalanları gözler önüne seriyor. hadis ve sünnet gibi temel konulardaki bakış açısından, oruç, hac, namaz gibi ibadetlere ya da günlük hayata din adına katılan hurafe ve bidatlara kadar bir çok konu detaylı biçimde ancak anlaşılır şekilde işlenmiş. okuması çok kolay, kesinlikle ağır bir dil yok. kitabın ismi “uydurulan din ve kuran’ daki din” .. herkesin okumasını tavsiye ediyorum. dileyenler aşağıdaki linkten temin edebilir :

UYDURULAN DİN VE KURAN’ DAKİ DİN
Kuran Araştırmaları Grubu

döndük

ben.. Atıp tutan yok

nevşehir-ürgüp-göreme maceramız sona erdi.

an itibariyle ankara üzerinden evime döndüm.

kapadokya’ da düzenlenen “akıl ve kuran sempozyumu” nda ilk kitabımız olan “KURAN AÇISINDAN EVRİM TEORİSİ” ni ilk defa okurla buluşturmuş ve bir sunum / konuşma ile tanıtmıştık.

konuşmam ve sunum çok güzel geçti. hatta şunu söyleyebilirim, normalde her konuşmacıya toplam bir saat, konuşma için 15-20 dakika, soru-cevap için de 45 dakika ayrılırken, bendeniz gösterilen yoğun ilgi ve ardı arkası gelmeyen sorular sayesinde kürsüde yaklaşık 2.5 saat kaldım :)

katılan ve dinleyen herkes, din bilimciler, din düşünürleri, araştırmacılar, din ile amatör ya da profesyonel ilgilenenler konuyla yakından ilgilendi.

bu güne kadar hep islam’ a ve kuran’ a ters gibi gösterilen evrim teorisi’ nin ve bilimsel gerçeklerin kuran tarafından nasıl desteklenip doğrulandığını ayet ayet gösterirken, bir çok kişi bu tezi ve fikri ilk defa duydu, düşündü..

duyduğu andan itibaren destekleyip, sorularıyla ve söz alıp fikirleriyle destek katanlar olduğu gibi, doğal olarak şaşıranlar, kanıksamakta zorlananlar da oldu. onlar en can alıcı, en köşeye sıkıştırıcı soruları sordular

arenada aslanların önüne atılmış gladyatör misali 2.5 saat boyunca terledim. ama tek çizik almadı fikrimiz, kitabımız ve tezimiz.

aksine tebriklerle uğurlandık.

hayırlı olsun hepimize :)

konuşmamın kısa bir videosu var, ilerleyen günlerde yükleyip sizinle paylaşmak istiyorum.

ama önce.. kısa bir dinlenme faslı..

ürgüp-GÖREME

ben.. Atıp tutan yok

şu an otel lobisinde yorgunluktan ölmek üzere yazıyorum bunları.

efendim. bugün ürgüp-göreme-ortahisar-avanos.. gör gözüm yolları iç soğuk suları gezdik..

bi şey farkettim. göreme’ ye bu ismi verenler haklıymış. hakkaten göreme. gez ama GÖREME.

peri bacalarıyla ünlü şehirde insan bir tane peri bacası göremez mi yahu?

kimse sorduysak başka yere gönderdi ki içinde esnaflardan hediyelik eşya satıcılarına hatta profesyonel tur rehberleri de vardı. ama bir tane bile peri bacası GÖREMEdim.

onun yerine kayadan oyulmuş bir kale bulup içine tırmandım, yüksek bir tepeye konuşlanmış panaromik gözlem yerine yayan çıktım. tatam.. gözlem yeri kapanmış.. bayır aşağı geri indim..

bol bol fotoğraf çektim. hediyelik eşyalar aldım.

ama peri bacası GÖREMEdim.

yarın (cumartesi) sempozyumda konuşmam var. ufak bir slayt gösterisi, üstüne bir soru-cevap kısmı.

slaytı dönüşte yayınlayacağız, ki kitabın bir özeti zaten.

belki video çekersek onları da koyacağız.

şimdilik durum bu.

kitabın ismi neden değişti? “adem baba dünyaya paraşütle mi indi?” inanılmaz güzel bir isimdi.. ancak fazlaca sarkastik ve genele hitap ediyordu. başlığına bakarak bir mizah kitabı sanmaları da olasıydı okurların. içini açıyorsun.. kuran ayetleri. hem de olabilecek en reformist yorumlarıyla..

bu yüzden kitabın bir teoloji-din bilim kitabı olduğunu insanlara bir şekilde sezdirmek zorundaydık.

biz eski isme kıyamayınca, topu yayınevine attık. “siz belirleyin” diye..

onlar belirlediler. gerçi bu defa da itiraf ediyorum ki fazla ağır, bilimsel bir isim olmuş.

hani üstündeki yazar ismi kaan göktaş değil de doç. dr. ali veli olması lazımdı bu başlığı kaldırması için :)

yine de kitabımızı seviyorum :)

hafta içi sizler de elinize alınca, siz de seveceksiniz :)

KURAN AÇISINDAN EVRİM TEORİSİ

ben.. Atıp tutan yok

“Rahman, Kuran’ ı öğretti, insanı yarattı.
Bilmediğin bir şeye inanıp ardına düşme, çünkü işitme, görme duyusu ve beyin, hepsi ondan sorumludur.
İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.
Allah yanında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını kullanamayan sağır ve dilsizlerdir.
Kuran’ ı mesaj için kolaylaştırdık.
İŞTE BİZ, AKLINI KULLANAN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ BÖYLE AÇIKLIYORUZ.”

Yıllarca, tarih öncesi efsanelerle, uydurma rivayetlerle İslam’ a göre insanın ve dünyanın yaratılışı, bilimsel gerçeklere tersmiş gibi gösterildi.
Oysa Kuran, bundan 1400 yıl önce Evrim Gerçeği’ ni tüm açıklığıyla önümüze seriyordu.

Bu kitapta, efsanelere, uydurma rivayetlere, değiştirilmiş kutsal kitaplara değil, sadece ve sadece Kuran’ a bakıp, Kuran ayetlerini yorumlayarak Evrim Gerçeği’ ni ve insanın yaratılış öyküsünü bulacaksınız.

yoğunluk

ben.. Atıp tutan yok

kapadokya’ daki “akıl ve kuran semineri” ne iki gün kaldı. iki gün sonra yola çıkıyoruz. ama yapacağım konuşmanın ne metni ne slaytı var hazırda. spontaneye doğru koşar adım gidiyoruz, ne çıkar ortaya allah bilir. fotoğraflarını ve videolarını yayınlayacağız burada..

ilk kitabımız “ADEM BABA DÜNYAYA PARAŞÜTLE Mİ İNDİ?” nin ilk sunumu, okurla ilk buluşması kapadokya’ da seminerde olacak. kapadokya dönüşü kitap önce ön sipariş verenlere, aynı gün bütün türkiye’ deki kitapevlerine yola çıkacak. o esnada arka kapak yazısını ve belki kapağı da koyarız buraya.

burada devamlı ziyaretçilerimize önemli not. sunucularımızda problem yaşıyoruz. sunucu hizmetimizi veren şirket kapanma aşamasında. bu yüzden sık sık siteye ulaşılamama sorunu oluyor. eğer siteye girdiğinizde ulaşamazsanız, gün içinde zaman zaman tekrar deneyin, elbet denk geleceksiniz. iki gün içinde sunucularımızı değiştireceğiz o zaman yine yayın kesintisiz hale gelecek. ama bu bir iki gün içinde kesintiler olabilir yayında. şimdiden özür diliyorum.

akşama sabaha kapak ve arka kapak yazısı geliyor efenim.. saygılar sevgiler.

fuhş-i atik

kitapkurdu Atıp tutan yok

türk edebiyatından yazımı akıcı ve kuvvetli bir isim ahmet rasim.. sahaflarda gezinirken elime çok eski bir kitabı geçti. fuhş-i atik.. eski fuhuş hayatı diye çevirmişler.. fuhuş denince akla ne gelir biliyorum ama ismi her ne kadar fuhuş olsa da komik derecesinde masum bir kitap. rasim’ in fuhuş diye adlandırdığı şey osmanlı devrinde direklerarası’ na, galata’ ya, beyoğlu’ na akşamları gizli saklı gidip bir iki kadeh rakı içmek, bir de çarşaflarının peçelerinin ucundan kıyısından kadınlara bakmak :) bunları anlatıyor akıcı ve sade bir dille. şimdinin artık hiç bir anlamı bile kalmayan davranışlarını ya da ne bileyim iki kadeh rakı içmek gibi olağan bir davranışını fuhuş diye kötüleye kötüleye kendi başından geçen olaylarla örneklendirerek anlatması güldürüyor insanı. kitabın içinde rasim’ im hamamcı ülfet isimli eseri de var bonus niyetine. 1958 basımı bir kitap. sahaflardan bulabilirseniz göz atın derim. ikinci kitabım ise turan dursun’ dan. kutsal kitapların kaynakları 2. kitabın başındaki muhammed peygamber’ in mirası ve malvarlığı bölümü gayet ilginç. bu kitap da kaynak yayınları’ ndan çıkmış. turan dursun hakkında görüşümü tekrar ediyorum. kendisi inançsız bir din bilgini. bazı konulara her ne kadar “karşı” cepheden baksa ve özellikle abartsa da, verdiği bilgiler ve gösterdiği kaynaklar yabana atılmayacak şeyler. tarafsız bir gözle okumak isteyenlere tavsiye ederim.

durum raporu

ben.. Atıp tutan yok

uzun zamandır siteyi boşladık farkındayım stop. ilk kitabın dağıtımına geçtik stop. ikinci kitabı basıyoruz stop. önümüzdeki hafta içi ilk kitap için seferberlik başlıyor stop. bir yandan yeni işyeri kuruyoruz stop. bugün yarın bir din kültürü bir de kitapkurdu yazısı girip kaç günlük boşlamayı telafi ederim stop.

köpek kediye, kedi fareye, insan insana düşman…

ben.. Atıp tutan yok

size de olur mu zaman zaman? sabah kalkarsınız, dilinize alakasız bir şarkı dolanmıştır. rüyanızda mı gördünüz artık, ya da hangi imge çağrıştırdı o şarkıyı size? yoksa siz uyurken dışarda çaldı da kulağınıza mı takıldı? başıma gelen en ilginci, sözlerini ve ne olduğunu halen bilmediğim, sadece “eviiiiiirdimmm, çevirdiiiiiim” den ibaret bir türkünün uyanır uyanmaz kendiliğinden dilime yapışıp bütün gün kalmasıydı. neyse.. bu sabah kalktım.. doğruca mutfağa gittim, kahve yaparken mırıldanmaya başladım kendi kendime.. önce melodisi.. sonra birden sözleri de aklıma gelmeye başladı. rüyamda yener’ i mi gördüm acep? ben askere gitmeden önce yapmıştı yener bu şarkıyı.. zamanında çok da sevmiştim.. o zaman rap günlerim idi, serde gençlik var idi :) beş dakika kadar mırıldanınca dayanamadım, dinleyip kurtulmak istedim. sizinle de paylaşayım. yener – çöktü gece

kısaca ordan burdan

ben.. 1 kişi atıp tutmuş

hiç bir şey yapmıyormuş gibi evde oturup çok şey yapmaya bayılıyorum..  bu yüzden de yeni yazımız -ki çoktandır din kültürü‘ ne bir şeyler yazamıyordum- gecikiyor. kuluçka evresinin bitmesi için yeterli dinginliği bulamadık.

bir rivayete göre, ikinci kitap “BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL” baskıya girmiş. bir diğer rivayete göre ise henüz girmemiş. ikinci kitabı basan hem yayıncılık’ ın iki patronu -ortağı- var. biri bastık hazır diyor diğeri haberim yok. üstelik ikisi de ayrı şehirlerde ve iki gündür benim aracılığım haricinde birbirleriyle görüşemediler. garip bir merak – bekleyiş söz konusu.

bir diğer rivayete göre de ilk kitap “ADEM BABA DÜNYAYA PARAŞÜTLE Mİ İNDİ?” dağıtıma başlamış. bir diğer rivayete göre ise henüz başlamamış, bekleniyormuş. yayınevleri karışık yerler..

iki gündür iki ayrı yayınevinden bir sürü ayrı kişiyle görüşüp hepsinden farklı cevaplar almakla ve bunları ortak müşterekte analiz etmekle meşgulüm. feci kafam karıştı anlayacağınız. sanırım en geç pazartesi bütün bu kaos netliğe kavuşacak, kavuşmalı.

öte yandan, yeni bir işle iştigal etmek üzereyim. daha doğrusu yeni bir proje var teklifi gelen. değerlendiriyoruz. kuracağımız yayınevinin de yükünü -maddi anlamda- azaltacak bir şeyler.. benim de yaklaşık bir yıldır süren evden çalışma tempomu bozup bizi ofislere sürükleyecek bir şeyler..

tüm bunlar olurken ülkenin önde gelen medya kuruluşlarından biriyle ince bir flört aşamasına girdik. flörtün “cv teslimi – beğendirmesi” kısmındayız.

evin hali bir yandan, kafadaki yığınla proje öbür yandan, okunması gereken kitaplar her yandan..

beklemede kalalım, güzel haberler gelecek, o esnada yeni yazı da gelecek.

:(

kedili ev 1 kişi atıp tutmuş

yavrularımızdan şeytan jr. melek oldu. kendisini bugün kaybettik. soluk soluğa veterinere yetiştirmeye çalıştım ama geç kaldık, yolda avuçlarımın içinde can verdi. şeytan jr. şimdi annemlerin evin bahçesinde yatıyor. daha iki günlükken, gözleri açılıp dünyayı bile göremeden yumdu zaten yumuk olan gözlerini hayata.. rahat uyusun.

zohnerizm.. iftira.. hukuksal gerçekler..

ben.., yazı / çizi Atıp tutan yok

dün akşam silivri sahilinde oturup keyif yaparken, kafede çalan radyoda tok bir ses duyuldu.. bir gıda firması tekzip – açıklama ilanı vermiş.. haklarında karalayıcı e-postalar dolaşıyormuş.. hukuki yollara başvurulmuş, yargı e-postaların iftira olduğuna hükmetmiş.. ne radyo dinlerim ne bu tür postalar bana gelir. forward e-maillerin hani şu “şu kadar kişiye gönder dileğin gerçek olsun” , “birisi peygamberi rüyasında görmüş, peygamber demş ki ey oğul bunu herkese mail olarak forwardla”  falan filan hiç biri bana ulaşmaz. makinaya düşer düşmez “çöp” olarak işaretlenir, okumadan silinir.

geçtiğimiz gün bir yazımızda “zohnerizm” olgusundan bahsetmiştik. yani türkçesi “halkın usturuplu yalanlara inanma yatkınlığı”.. sosyoloji literatüründe geçen bir tanım. çıkış yeri de aynen bu forward e-postalar. 1997′ de bir sivri zekalının “dihidrojen monoksit” yani “h20″ yani “bildiğimiz su” hakkında yazdığı bir yazı ve buna inanıp “su yasaklansın” diye imza veren onbinlerce “usturuplu yalanlara inanmaya yatkın” vatandaştan doğuyor olay..

kaan göktaş nam-ı diğer dergisahibi de yine bir zohnerizm vakasına meze bu günlerde.. itiraf.com’ dan mesaj kutuma gelen mesajlarda görüyorum. birileri hakkımda “pkk’ lıdır, perinçek’ le kol kola fotoğrafları vardır, dine küfreder sitesinde” diye yalanlar düzmüş göndermiş.. okudum, güldüm.. diğer okuyanların da “vay şerrefsiz” diye bana düşman kesildiğini sanmasın kimse, gelen mesajların % 90′ ı “bilgin olsun biz inanmadık ama sen de bil bu mesajı” diyerek “ihbar” ediyor, kalan % 10′ u da “ne diyor bu açıklar mısın?” diye mesaj atıyor. ikisine de verdiğim cevap iddiaların saçmalık derecesinde komik olduğu..

keyfi isteyen, beni sevmeyen, psikolojik sorunları olan, çift hatta üç hatta dört karakterli maske sahipleri, egomun altında ezilen karakter fukaraları hakkımda istediğini diyebilir.. basit bir şeyse güler geçerim. daha ciddi durumdaysa hukuki yollara başvururum, ki daha önce de başvurdum. ama kimse.. her kim olursa olsun.. bana “pkk’ lıdır” gibi iğrenççe, aşşağılıkça, şerefsizce bir yakıştırma yapamaz. feriştah olsa, beni “pkk” ile aynı cümlenin içinde anamaz. adamın alnını karışlarım.

neden bu iğrençliği yapmışlar? halkın en hassas olduğu yerden, “ek yerlerinden” vurmak için.. bu gibi şerefsizler nabza göre iftira atar. gündemde terör varsa “pkk’ lı” der, duruma göre “yahudidir, masondur” der, “dine küfrediyor” der.. der oğlu der..

“pkk’ lı olduğum” iğrençliğini ortaya atan şeref, haysiyet ve akıl fukaraları bunu “perinçek ile kol kola fotoğraflarım olduğuna” dayandırıyor.. perinçek “tam 20 yıl önce” apo’ yu ziyaret etmiş, ben de perinçek’ le (geçen yıl) kol kola girmişim, demek ki ben de pkk’ lıymışım.. vay anasını..

perinçek’ le kol kola girerim, elini de öperim.. kendisi mensubu olduğum partinin genel başkanıdır, her şeyden önce sevdiğim, saygı duyduğum bir insandır. yahu “pkk’ lı olsam” , yani iftira attıkları gibi kansız, namuzsuz bir insan olsam perinçek’ in partisinde değil, o köpeklerin partisinde olurdum. bre akıl fukaraları.

perinçek apo’ yu “20 yıl önce” ziyaret etmiş.. ben apo’ yu ziyaret etmediğim müddetçe şahsi olarak beni bağlamaz bu.. kaldı ki perinçek’ in avukatı değilim. bunların hepsine bir hukuk doktoru olan perinçek cevap vermiş; merak eden buyursun okusun buradan.

bu arada “neden işçi partisindesin” diye soranlara da ilk ve son kez cevap vereyim. ilk ve son kez kendi siyasi görüşümü açıklayıp nedenlendireceğim burada. çünkü burası siyaset yapma yeri değil. neden işçi partisi’ ndeyim? çünkü bana göre, mevcut siyasi partiler içerisinde, abd ve dış ilişkiler konusunda en sert, en cesur ve en net dış politika doktrinini savunan parti işçi partisi.. atatürk’ ün milli devrim ilkesini devam ettiren parti de o parti.. sebebim sadece bu.. ne komünistim, ne sosyalist, ne marksist, ne leninist.. hatta bu dört kavramı da siyaset konuştuğum yerlerde sertçe eleştiririm. yarın işçi partisi abd ve dış politika konusunda yumuşar, çarka uyarsa oradan da ayrılırım. hiç bir siyasi ya da ideolojik bağ kalmaz aramızda.

yine devam ediyor karaktersizlerin yalanları.. perinçek sözde 33 askerimizin şehit edilmesinin sorumlusuymuş.. kaynakları da ergenekon iddianamesi.. daha doğrusu bu iddianameden alıntı yapan, fettullah gülen tarafından yayınlanan bir gazete.. bu iğrenç, bu aşağılık iftiraya, iddianamedeki bu komikliğe muhattapları gereken cevabı vermiş. bu iftira 10 yıl önce yargı tarafından çürütülüp, iftirayı atanlar mahkum edilmiş. buyrun buradan okuyun.

“dine küfretmişim” miş.. allah’ a şükür inançlı bir müslümanım. allah’ a ve dinine olan inancım tam. üstelik bir islam düşünürü ve yazarıyım. islam’ ı allah’ ın emrettiği ve gönderdiği şekilde, yani milyonlarca uyduruk hadisi, yahudi ve putperest geleneği sünnet denilen bidatları katmadan, sadece ve sadece kuran’ ı temel alarak yaşamaya, yaşatmaya gayret eden biriyim. din üzerine iki kitap, onlarca yazı yazdım. hepsini satır satır okuyun. böyle bir karaktersizliği, adiliği bulamazsınız. sadece bir “insan” olarak dahi bunu yapmam. putperestliğe de, zerdüştlüğe de, ateizme de küfretmem. benim dinim banadır, onların dini onlara.

amaaaa.. islam’ ı kendi saltanatlarını, çıkarlarını, kendi ruhban sınıflarını, kendi çarpık inançlarını devam ettirmek ve yaymak uğruna kirletenlere.. en ağır eleştiriyi yaparım. bu benim görevimdir. doğru bildikleri yanlışlar yüzünden, ruhban sınıfının, ehl-i sünnet ve’l cemaatin mollaları yüzünden, yahudi ve putperest geleneklerinin devamı için kandırılanları, bunların farkına varamayanları, “aklını kullananamayanları” da uyandırmaya çalışır, gerekirse sertçe silkelerim tutup omuzlarından..

ne dine küfrederim, ne başka din mensuplarına.. ne insanların inançlarına söverim, ne düşüncelerine.. ammaa.. beni “pkk’ lı olmak” gibi bir şerefsizlikle, dine küfretmek gibi bir namuzsuzlukla, göz göre göre itham edip insanların en hassas yerlerinden vurmaya çalışanlara da.. küfür literatürümün, repertuarımın en nadide, en yaratıcı, en ağır nameleriyle seslenirim..

hem hukuki, hem gayr-i hukuki yollardan da ne gerekiyorsa yaptım, yaparım, yapacağım bu karaktersizlerin iftiraları için.

seçim

ben.. Atıp tutan yok

seçimler yaklaşıyor. önümüz yerel seçim. bu fotoğraflar geçen seneki genel seçim çalışmalarımızdan. bu seçimlerde de ben aday olsam mı acaba? diyanet işleri’ nden sorumlu devlet bakanı olurum bakarsınız sonra da. tabi ilk icraat; diyanet işleri başkanlığı’ nın feshedilmesi :) böylece sorumlu olduğum kurum olmadığından ben boş boş otururum. boşbakan olurum :) şaka bir yana.. diyanet işleri hakkında uzun uzun yazmak istiyorum bir ara.. zaten kısmetse eylülde başlayacağımız üçüncü kitabın konusu da diyanet kurumu olacak. allah ile kul arasında bardakoğlu mu olurmuş?