kod adı : yeşil
6 May 2009 12:16 am din kültürü“yeşil kod adlı” deyince, mahmut yıldırım gelir akla.. susurluk’ un, derin devlet’ in, jitem’ in muamma ismi… günümüzde “yeşil” diye birinin “gerçekten” var olup olmadığı bile tartışılır oldu…
“var olup olmadığı” bir muamma, bir tartışma konusu olan bir başka “yeşil” daha var aslında.. mahmut yıldırım adına -şimdilik- bayramlar düzenlenmiyor ama diğer “yeşil” i insanlarımız her yıl kuzular keserek, gül ağaçlarının altına eciş bücüş şekiller çizerek, kağıtlar gömerek, sonra onları denize atarak, gelinlik kızların kısmetlerini açarak(!), karınca yuvalarından taşlar toplayarak “kutluyor”…
hıdrellez‘ den ve “hızır” dan bahsediyorum…
önce hıdrellez ismiyle kutlanan şeyin “ne” olduğunu öğrenerek başlayalım yazıya…
“Hıdırellez Bayramı (Hıdrellez), Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan Hıdrellez günü, Hızır ve İlyas’ın yer yüzünde buluştukları gün olduğu sayılarak kutlanmaktadır. İslam coğrafyasına bakıldığında Hıdrellez gününün yoğunlukla Türkiye‘de kutlanıldığı görülmektedir. Türkiye’de Hıdrellez Bayramı 6 Mayıs (5 Mayıs Gecesi) tarihinde kutlanır. Bugün Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bu günü Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St.Georges Günü olarak kutlamaktadırlar.
Hıdrellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar.Ve aynı zamanda dileklerini kırmızı kurdaleye bağlayıp gül ağacına asarlar. Bir yıl boyunca dileklerinin yerine gelmesini beklerler.Bazı kimselerde ateş yakıp,dilek dilerler.Ondan sonra yaktıkları ateşin üstünden atlarlar.” (Kaynak : Vikipedi)
özetle, asıl amacı baharın ve yazın gelmesini kutlamak olan bir gün hıdrellez.. bahar bayramı yani… nevruz ya da hıdrellez, ismi ve zamanı farketmez, zor şartlardaki kışın bitip, güneşin dünyaya sıcaklık, hayat ve bereket getirmesini kutlamak, binlerce yıllık geçmişe inildiğinde, gayet normal ve insani bir şey… bu geleneğin, günümüzde de uygulanması, canlıların tarıma, güneşe dolayısıyla “yaz ve bahara” olan bağlılıklarının halen göreceli olarak sürmesi bakımından da, salt bir “gelenek”, bir “anane” olarak yaşatılması da normal…
ancak kutlanılan şey sadece “yazın ve/veya baharın gelmesi” olmalıdır bu noktada…
“hızır” ismi verilen “süperman” in, hayali varlığın geleceğine inanmak, onun bir nevi “noel baba” gibi süper güçlerle milyonlarca insanın, gül ağaçları altına, şuralara buralara yazdığı kağıtları görerek, okuyup, değerlendirmeye alarak(!) dilekleri gerçekleştireceğine bel bağlamak, bir insanın binlerce yıldır yaşadığına, her an her yerde olabileceğine iman etmek, Allah’ tan ziyade, bir kuldan, hayali bir kuldan medet ummak ise bu kutlamayı “masumluktan” ve kabul edilebilir olmaktan çıkarır, sapkınlık ve sapıklık haline getirir durumu…
hızır ismi verilen hayali varlık, büyük ihtimalle tek bir kültürün, coğrafyanın ürünü değildir. her coğrafya, her toplum bu hayali varlığın hayali güçlerine ve özelliklerine bir parça ekleme yapmış ve binlerce yılda bu duruma gelmiştir. islam’ a girişinin de peygamber’ in ölümünden sonra, kuran’ ı değiştiremeyeceklerini anlayınca, hadisler ve sünnetler uydurarak islam’ ı değiştirmeye çalışan ve maalesef başaran bir çoğu yahudi, hristiyan olan “münafıklar” sayesinde ya da ileriki yıllarda türkler’ in zorla islamiyeti kabul etmelerinden sonra, alevilik ismi verilen yeni din-kültür aracılığıyla olması muhtemeldir. işin bu kısmı bu konunun uzmanlarının alanı… “hızır” imgesinin hangi folklör ve toplumda olgunlaşıp, daha sonra islam’ a dahil edildiğini tarihçiler ortaya koymalı..
biz işin dini yönüyle ilgileneceğiz..
öncelikle “hızır” ın kim olduğuyla.. ya da “olmadığıyla”…
hızır, arapça “yeşil adam” manasına gelen bir kelime… bu ismin kendisine verilmesinin sebebi olarak “oturduğu kuru toprağın bile yeşermesi” gösteriliyor. (çeşitli kaynaklar)
hızır’ ın özellikleri ise akla zarar… peygamber tanımına bile uymayan, adeta bir “yarı-tanrı” formunda bir “süperman” hızır…
birincisi, “ölümsüz” (!?!)… en az musa peygamber ya da zülkarneyn peygamber döneminden bu yana hayatta(!?!)… “yaşına başına bakmadan” yaptıkları da akla hayale sığmıyor “hızır” ın…
“Hızır; yaşam suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış; özellikle de baharda aramızda dolanarak, bolluk ve sağlık dağıtır. (…) Türkiye’de Hızır’a atfedilen özelliklerin bazıları:
- Kalbi temiz, Allah’a inanan insanlara yardım eder.
- Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.
- Dertlilere derman, hastalara şifa verir.
- Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar.
- İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.
- Uğur ve kısmet sembolüdür.
- Mucize ve keramet sahibidir.” (Kaynak : Vikipedi)
öncelikle bu kısmı bir atlatalım; birincisi hiç bir insanın, hiç bir kulun, hiç bir canlı varlığın, “bizim bildiğimiz anlamda” ölümsüz olmasına imkan yoktur. bu durum akıl-mantık ve en önemlisi kuran dışıdır…
“Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık. Sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar? / Her can ölümü tadacaktır. Sizi bir test olarak iyi ve kötü olaylarla sınarız ve dönüşünüz bizedir.” (21:34,35)
Allah’ ın kuran’ da apaçık bir biçimde söylediği gibi, peygamber dahil, ve ondan önce hiç bir insan ölümsüz kılınmamıştır. ve her canlı ölümü tadacaktır. “hızır” ismi verilen kişinin, en az musa peygamber veya zulkarneyn peygamber döneminde yaşadığı göz önüne alınırsa, “hızır masalı” daha burada, başlamadan bitmektedir. zira kuran apaçaık bir biçimde “muhammed peygamber’ den önce kimsenin ölümsüz kılınmadığını” söylemekte, ayrıca her insanın da (hızır veya muhammed peygamber farketmez, her insan değil, her “can” yani her “canlı”) öleceğini bildirmektedir.
tam burada, bir itiraz geliyor tabi.. “Allah, hızır’ a ölümsüzlük değil, öldükten sonra ruhunun dünyaya gelip, istediği forma dönüşebilmesi yeteneğini bahsetmiş”miş… ancak bu da kuran’ a ters, zira kuran, insanların öldükten sonra dünyaya gelmelerini de bazı ayetlerde “imkansız” olarak belirtmiştir. üstelik bizim türkçe’ de ve klasik islam literatüründe “ruh” olarak kullanılan, aslen yunan mitolojisinden apartılma “şey”, kuran’ da çok farklı kullanılır. kuran, bizim türkçe’ de ve klasik islam literatüründe “ruh” olarak tabir edilen “kavram” için “nefs” kelimesini kullanır ve bir çok fark vardır, pratik ve teorikte.. bu konuyu daha sonra işleyelim.
dolayısıyla, bu itiraz da kuran’ a terstir. bir insanın “nefsinin” ölümünden sonra dünyaya tekrar tekrar gelerek bedeni forma dönüşmesi kuransal olarak tamamen imkansızdır.
yine yukarıdaki alıntıda, “hızır” a atfedilen yetenekler, bir kulun değil Allah’ ın hikmetleridir…
“hızır” ismi verilen “ölümsüz” olduğu iddia edilen kişiden şifa, bereket, bolluk vs beklemek, Allah’ a tam anlamıyla şirk koşmaktır. maalesef peygamber’ den “şefaat” (bağışlanma) beklemeyi kuran’ a rağmen doğal ve kesin kural kabul eden günümüz islam anlayışı, hayali bir kişiden de bu tip hikmetler beklemeyi doğal ve olası görür…
“hızır” veya bir başka isim, kim olursa olsun bir kuldan, Allah’ ın sunduğu / sunabileceği nimet, hikmet ve rızıkları ummak, kuran’ a ve islam’ ın özüne tamamen terstir. bu tam anlamıyla Allah’ a ortak koşmaktır. kuran’ daki hükmünün “şirk” koşmak olduğu ve kuran’ ın “şirke düşenler” için neler söylediğini hatırlatmaya yazının bu kısmında gerek görmüyorum.
devam ediyoruz… genel olarak, biz “hızır” a hayali bir kişi desek de, klasik islam anlayışında, “hızır” ın ismi kuran’ da geçen bir peygamber (nebi) ya da bir “veli” (dost, klasik literatürde “Allah dostu” olarak kullanılır.) olduğuna inanılır. ve kehf suresi’ nin bir kısım ayetlerinde, musa peygamber ile birlikte anlatılan “alim kişi” nin hızır olduğu iddia edilir. aynı şekilde süleyman peygamber ile ilgili kıssalarda da hızır’ dan bahsedildiği söylenir.
ancak hızır ismi kuran’ da bir kez bile geçmemektedir.
kehf suresi’ nde musa peygamber ile yaşadıkları anlatılan “alim kul”, mutlak suretle bir peygamberdir. ancak kuran, bu peygamber’ in ismini, ne bu surede, ne de başka surelerde atfen bile olsa zikretmemektedir. yine kuran’ ın kendisinden biliyoruz ki, kuran’ da ismi açıkça ifade edilen peygamberlerden başka, ismi anılmayan bir çok peygamber vardır. bu kişi, o peygamberlerden biridir, ancak isminin ne olduğunu sadece Allah bilir. Allah kuran’ da, söz konusu ayetlerde bir çok detaydan bahsetmesine rağmen, isim zikretmediğinden, bu bilginin önemsiz olduğunu, bilmemiz gerekmediğini kabul ediyor ve Allah’ ın kuran’ da, kuran’ ı “tastamam, apaçık ve detaylı” olarak tarif ettiğini unutmuyoruz.eğer “tastamam ve apaçık” bir kitapta, o bilgi yoksa, bilmemiz gerekmiyordur. bu konuda 17:36 ayeti, bize referans olmalıdır.
kuran dili konusunda günümüzün en büyük üstadlarından biri olan hakkı yılmaz, tebyin-ül kur’an isimli eserinde, kehf suresi’ nin 60-82. ayetler arasında bahsedilen “musa peygamber ile alim kul” kıssasını değerlendirmiş ve kelime tahlilleriyle, söz konusu kişinin bir peygamber olduğunu ispatlamıştır. ancak onun da kesin tahlili ile, bu kişi “hızır” ismi verilen süperman değildir.
ezcümle; “hıdrellez” adı altında, “hızır” ismi verilen ve “ölümsüz” olduğu kabul edilen bir kişiden hikmet ve himmetler beklemek, kişinin “ölümsüzlüğünden” başlayarak, tamamen kuran’ a ve Allah iradesine terstir.
baharın/yazın gelişini kutlamaya evet… ancak bunu islam ve kuran dışı biçimde, Allah’ a şirk koşarak yapmaya hayır..
konu ile ilgili olarak hakkı yılmaz’ ın iki yazısını da okuyabilirsiniz :
HIZIR MASALININ ASLI – KUR’AN’ DAKİ MUSA İLE BİLGİN KUL KISSASI
