ben geldim bölüm 3 :) misafirler

12:56 am kedili ev

annemlerden dönüyorum, saat geceyarısına yaklaşıyor, çabuk varayım evime diye taksiyle gelmişim. tam taksiden indim, taksici kadir abi bastı gitti, elimi cebime attım ki anahtar yok… küfür ede ede döndüm geri yayan, anahtarımı aldım, bu defa farklı bir yoldan eve doğru yola çıktım… bir kamyon parkı var evime yakın, onun köşesinden geçerken sistematik bir miyavlama, miyavlama da denmez, ciyaklama sesi duydum. kırmızı alarm.. seferberlik hali.. kilometre öteden duysam tanırım bu sesi, yavru kedi sesi, hem de yapyavru kedi sesi.. gözlerimin yeşil olmalarından başka bir özelliği daha var efendim, kırmızı alarm durumunda, karanlıkta kedi yavrusunu görebiliyor olmaları :) kulaklarım da sonar vazifesi görüyor bu esnada :) kör karanlığın içinde kedi yavrusunu buldum, bir kamyonun altına sığınmış.. minicik bir şey, gel diyorum gelmiyor, ben geleyim diyorum gidemiyorum, dört taraf tellerle çevrilmiş.. basıp gitsem olmaz.. imkanı yok, tarih yazmaz… ben gecenin yarısında evime gelmişken anahtar unutup geri döneceğim, aynı yoldan yürümek varken istikamet değiştireceğim, sen o ciyaklamanla benim dikkatimi çekeceksin ve bütün bu senaryo benim seni ıskalayıp yoluma devam etmem için yazılmış olacak.. yok ya… dolaştım parkın etrafında, kulübesinde uyuklayan bekçiyi uyandırdım, durumu izah ettim, deli görmüş gibi, gibisi fazla, tam olarak deli görmüş gözlerle bana baktı, kapıyı açtı, içeri girdim, doğruca o kamyonun yanına.. yağmur yağmıştı o gece, sırılsıklam olmuş… maksimum 1.5 aylık, gri, tatlı mı tatlı bir kedi yavrusu… hemen kapıp eve götürdüm, üvey annesi ve üvey kardeşlerinin yanına… kuruladım, karnını doyurdum, adaptasyon süreci için karantina uygulamasına geçtim.. diğerleri evin diğer odalarında, biz bambam’ la salondayız.. diğerleri kapının önünde meraklı meraklı nöbet tutuyor, biz içerde koyun koyuna yatıyoruz, şebeklik yapıp beni eğlendiriyor kerata.. ismi bambam bu arada tahmin edebileceğiniz üzere… velhasılkemal karantina süresi bitip, kanını emen davetsiz misafirlerinden arınıp, bitinden piresinden kurtulup, iç parazitlerini de bir güzel döktükten sonra saldım evin içine diğerlerinin yanına… şu an araları çok iyi.. ancak dördü birden hapisteler.. limon, paspas, cüce ve bambam.. ardiyede hücre cezasınlar efendim, birincisi bahar temizliğini yeni yaptım, felaket tüy döküyorlar, traş olmak için randevunun gelmesini beklerken ufak bir tecrit ama asıl önemlisi bambam’ ı eğitmek.. bu arada cüce hala hiç büyümedi, kilo alıyor ama boyu uzamıyor.. şöyle bir şey hayal edin, gri, yuvarlak, tüyden mamul bir top… işte cüce o :) paspas büyüdü koca sıpa oldu, göndermeye hazırlanıyoruz zor olacak olsa da.. limon da jübile yaptı, aseksüel oldu, cinsiyetler üstüne çıktı, kısırlaştırdık kendisini, dört doğumdan sonra yine azgın miyavlamaları gelince “artık yeter” diyip emanet ettim tıbbın şefkatli kollarına… bir tecrit de çakır evdeyken yaşamışlardı.. çakırın hikayesini anlatmak için biraz geri dönüp flash-back yapmamız lazım, efendim bundan 2 ay kadar önde, annemin patronları tatile giderken sibirya kurtlarını bana emanet bıraktı.. adı lena, 2 aylık bir rus kızı, mavi gözlü şipşirin bir şey.. banyomda misafir ettim bir kaç gün, birlikte paça ısırmaca oynadık bol bol :) lena’ nın misafirliği bitince köpek sevdası düştü içime.. kedi dediğin hayvan süper tamam ama tembel.. miskin… enerjini emiyor resmen.. köpek ise eşittir hiperaktivite.. lena iki üç günde nasıl bir enerji verdiyse bağımlısı oldum, yenisini istiyorum diye tutturdum… sağolsun internet, çakır’ ı bulduk.. sahibi yurtdışına gitmiş, golden retriever, bir gözü mavi bir gözü kahverengi hem de.. çok tatlı bir hayvan.. süper zaman geçirdik, birlikte aynı yatakta uyuduk, kedi kovaladık :) sabahları ve akşamları çakır’ ın bitmek bilmez hiperaktivitesi nedeniyle en az birer saat yürüyüş (koşturuş) yaptık.. lakin bir sorun var, çakır evde yalnız kalmayı sevmiyor, ben evden çıkmak zorundayım her sabah… bir hafta kadar apartmanı birbirine kattı ben gittikten geri dönene kadar ağlamalarıyla.. bir kaç defa işe yanımda götürdüm ama koca koca adamlar iş yerine geldiklerinde köpekten korktular… annemlerin bahçe, ı-ıh kesmedi çakırı.. en sonunda dede’ nin silivri’ nin bir köyündeki çiftlik evinin bahçesi derde derman oldu.. oraya bağladık, iki tane daha çok sevimli rus finosu var çiftlikte, biraz bizimki bunları dövse de, en azından yalnız kalmadı, canı sıkılmadı.. tek sorun beni çok özledi.. bu arada acayip akıllı bir hayvan, çiftlikte kulübeye bağladık, neyse efendim döndük, üç gün sonra farkettik ki çakır tuvaletini hiç yapmıyor.. neden? çünkü eğitimi “evde tuvalet yapmayacaksın” diye… e kulübesi de onun evi ya :) aman aman.. dede yaşlı, çakırı gezdircek durumda değil, salsan olmaz.. bu arada çok cici bir çift çakır’ a talip oldu, üstelik bayan büyülü bahçe, bir ay sonra çakır’ a kardeş gelecek.. çok sevdiler, çakır da onları sevdi, şimdi bahçeli bir villada, kardeş bekleyip zaman geçiriyoruz… lakin kaan uslandı mı bu maceranın sonunda, hayır, evde yalnız kalmayı bilen bir labrador arıyorum şu sıralar.. :) bizde durumlar bu, 4 kediyle evdeyiz şu an, belki beş oluruz… belli olmaz :) sevgiynen…

Sen de atıp tut, içinde kalmasın

dinliyorum?

Atıp tuttukların okunduktan sonra yayınlanıyor, hala bu notu gördüğüne göre senden başkası henüz okuyamıyor demektir..